Adana…
Cillop gibi bir şehir olmayı hak eden ama yıllardır gandırıkçıların elinde hırpalanan bir şehir.
Bu şehrin mert insanları var, sözünün eri, gönlü zengin, 'Gardaşım!' deyince içini ısıtan insanları…
Ama bir de Adana’yı 'idare eden' değil de 'idare edenlerin yanına iliştirilmiş' tipler var.
İşte ben yine o tiplerin 'gandırıklarına' işaret edeceğim.
Adana’nın gadasını aldığım cıncık gibi, pambık gibi insanlarının haklarını yedirmemek için kafa yormaya devam edeceğim.
***
Burası Adana.
Adana’nın derdi çok, lafımız da hazır.
Sıcağı gibi insanı da delikanlı, kavgası da merttir.
Burada lafla değil, yürekle konuşulur.
O yüzden bu köşede öyle diplomatik cümleler, ince hesaplar, dolambaçlı laflar bulamayacaksınız.
Ne biliyorsam, ne görüyorsam, ne hissediyorsam; olduğu gibi yazacağım.
Fabrika bacaları susmuş mu?
Gençler iş bulamıyor mu?
Şehrin şanına yakışmayan işlerle mi uğraşılıyor?
Bunları konuşacağız; laf değil çözüm getireceğiz. Çünkü biz şikâyetçi değil, muhatap olmayı seçenleriz.
***
Çeyrek asrı aşkın süredir medyanın içindeyim. Radyo, televizyon, gazete, internet basının her alanında rızkımı kazandım, kazanmaya devam ediyorum.
Bu yolculukta ne makam için eğildim, ne menfaat için sustum.
Kalemi de klavyeyi de hep hakkın yanında, halkın içinde kullandım.
Yine öyle olacak.
Yine “Adana’nın, Adanalının hakkını savunmak, yanlış gidenin yakasına yapışmak” için yazacağım.
***
Bu köşede sadece Adana’nın gündemini değil, ülkemizin ve dünyanın da kalp atışlarını duyacaksınız.
Zira artık hiçbir mesele sadece yerel değil.
Kudüs yanarken, Gazze’de mazlumlar bombalar altında can verirken biz burada nasıl sessiz kalabiliriz?
Selam olsun direnenlere, taş atan çocuğun yüreğine, bombaların altında bile “Allah büyüktür” diyen o sarsılmaz imana.
Kudüs bizim onurumuz, Gazze bizim vicdanımızdır.
***
Yazılarımın formatı değişmeyecek.
Çünkü samimiyetin formatı olmaz.
Yine halk diliyle, sade, açık, herkesin anlayacağı bir üslupla yazacağım.
Salon gazeteciliği bana göre değil; sahayı severim, tirit söyleyen değil terleyenleri yazarım.
Ama bilinsin ki bu köşe sadece eleştiren değil, çözüm üreten bir köşe olacak.
Yıkmadan düzeltmek, sövmeden söylemek esasımız olacak.
“Söylemek kolay, yapmak zordur” derler; biz zoru seçeceğiz.
Her pazartesi ve perşembe, Adana’nın nabzını burada tutacağız.
Sokağın sesini, kulis bilgilerini, halkın beklentisini, yönetenin gafını, işini iyi yapanın da hakkını konuşacağız.
Kimseye “yandaş” değiliz ama haksızlığa “karşıdaşız.”
Zira tarafsızlık diye bir şey yoktur; ya haktan yanasındır ya haksızlıktan.
***
Adana büyük bir şehir.
Tarihiyle, insanıyla, kültürüyle Türkiye’nin kalbidir.
Bu şehir yeniden o eski şaşaalı günlerine dönecekse, bu ne Ankara’nın ne de birilerinin lütfuyla olacak.
Adanalı işe koyulacak ve hakkını alacak.
Bu ancak, bu topraklarda doğup büyüyen, teriyle, aklıyla, yüreğiyle çalışan insanların gayretiyle olacak.
Ve ben inanıyorum: o gün gelecek.
O gün geldiğinde;
Seyhan yeniden inci gerdanlık gibi parlayacak,
Ceyhan yeniden bereketin adı olacak,
Adana yeniden Türkiye’nin lokomotifi olacak.
İşte o güne kadar;
Yazacağım, uyaracağım, öveceğim, eleştireceğim ama en çok da seveceğim.
Çünkü ben bu kente sevdalıyım.
Sevda olmazsa kalem kuru kalır, kelam tatsız olur.
***
Bu yolda yalnız yürümeyeceğim. Kurucu ve Onursal Başkanımız Savaş Çokduygulu’ya, Genel Yayın Yönetmenimiz Sefa Saygıdeğer’e ve tüm ekibe; kabulleri ve güvenleri için teşekkür ederim.
Siz kıymetli okuyucularımıza da çağrım olsun;
Kulak verin, ses verin. Şikâyetinizi, önerinizi yazın; bu köşe sizin sesiniz olsun.
Gelin birlikte laf değil, iş üretelim. Gelin omuz omuza verip bu şehri hak ettiği yere taşıyalım.
Birlikte güzel işlere imza atacağız: “Omuz omuza, Adana’yı yeniden parlatacağız.” Bu slogan değil; sözümüzdür.
Selam olsun Adana’nın güzel insanlarına…
Selam olsun direnen Kudüs’e, sabreden Gazze’ye…
Ve selam olsun, “güzel günler gelecek” diyen tüm yüreklere.
Merhaba güzel insanlar.
Bismillah diyerek başlıyoruz yeniden…
Selam olsun hepinize…