Trafikte her sabah işe yetişmeye çalışan bir otomobil sürücüsüyle, dar sokaklardan sıyrılıp yol almak isteyen bir motosiklet sürücüsünün göz göze geldiği o an… Sanki iki taraf da birbirini düşman bellemiş gibi. Biri "yol vermiyor", diğeri "saygı duymuyor". Biri "tehlikeli kullanıyor", diğeri "kafasına göre sürüyor". Herkes haklı, ama kimse empati kurmuyor.
Oysa unuttuğumuz bir şey var: Biz aynı yolun yolcularıyız.
Motosiklet sürücülerine öfkeyle bakan bir sürücü, belki birkaç yıl sonra artan yakıt fiyatları ya da şehir içi pratiklik nedeniyle kendisi de bir motosiklet alacak. Bugün direksiyon başında camları kapalı bir aracın içinden kornaya basan kişi, yarın kaskının içinden bir başkasının öfkesine maruz kalacak.
Her iki tarafın da şikayetleri bitmiyor.
Araç sürücüleri, "aralardan tehlikeli geçiyorlar", "trafik kurallarına uymuyorlar" diyor.
Motosikletliler ise, "sıkıştırıyorlar", "görmezden geliyorlar", "yol hakkı tanımıyorlar" diye dert yanıyor.
Fakat belki de sorun ne motosikletlerde ne de arabalarda. Sorun, bizi biz yapan anlayışın trafikte kaybolmuş olması.
Trafik sadece direksiyon hâkimiyeti değil; sabır, saygı ve empati meselesidir. Aynı yolu paylaştığımızı, aynı riskleri taşıdığımızı ve her birimizin sevdiklerine sağ salim ulaşmak istediğini unutmadan hareket etmemiz gerekiyor.
Kaskının içindeki genç, belki bir sınava yetişmeye çalışıyor.
Direksiyon başındaki kadın, çocuğunu okuldan almaya gidiyor.
Hiçbirimiz "rakip" değiliz, sadece farklı taşıtlarla aynı yolda ilerleyen insanlarız.
Unutmayalım: Trafikte düşman yoktur. İnsanı vardır.