Hayatım boyunca araştırma şirketlerine kafam basmadı.. -İnanmadım,

-İnanmıyorum, -İ-nan-ma-ya-ca-ğım.

Adamlar, ellerine geçirdikleri her fırsatta; "Falan şehirlerde, filan yerlere gittik, şuraları buraları araştırdık, sorduk soruşturduk, sağlamamızı en güzel biçimde yaptık ve yaptığımız sağlam araştırmayı kamuoyu ile paylaştık" der dururlar..

Yaptıkları araştırmaların sonucuna bakarsınız; "Hem FASA, hem FİSO" gerçeği çıkar karşınıza..

"Ya tutarsa" hesabı.

Tuttururlarsa; "Ne ala, tutturamazlarsa; "Başka bahara."

Meselenin sonucunu en üstten gözlersiniz; BOŞ,

en alta yönelirsiniz; BOMBOŞ.

Türkiye'de "muhtelif şehirlerde" vatandaşlara sorular sorarlar (!) bizden de buna inanmamızı beklerler..

Sorulara bakarsınız, hayretler içerisinde kalır, mürşit emminin katırından esaslı bir ÇİFTE yemiş hale gelirsiniz..

Gittikleri şehilerin nüfusu 400, 500, 650, 700, 800 bin, bir milyon, 2 milyon..

Araştırma yaptıkları kişi sayısı 2 bin, üç bin..

Nüfusun binde birine sorular sormayı araştırma sayıp, milletin önüne koyanlara; "Allah sizlere önce akıl, sonra da fikir ihsan etsin" denmez de ne denir?

Karayusuflu Hüso kafasıyla sordukları "güneş görmemiş" sorulara bakarsınız;

"EVLERE ŞENLİK."

-Falan partiye neden ve ne kadar inanıyorsunuz?

-Şaha mı kalktılar, şahsız mı kaldılar?

-Şanlı mı, perişan mı oldular?

-Filan partinin, falan partiyle ayrıcalığı nedir?

-Bu şehirde en iyi bünyan kebabını, kaşarlı patlıcan oturtmasını, üzerine bolca camuz kaymağı sürülmüş künefeyi nerede yeriz? Közde kaynayan en esaslı kahveyi, tavşan kanı çayı nerede içeriz? Sorularını sormuşlarmıdır acep? diye merak ediyor insan.

.........

Benim güzel ülkemde araştırma şirketi kurmayanlara çok esaslı cezalar mı veriyorlar da, sözkonusu şirketlerin sayısı, Karataş denizindeki kum sayısına eş?

İşte bu soruya "inandırıcı cevap" bulduğumda;

-Araştırma şirketleri olarak ortaya çıkıp, nokta vuruşlar yapanlara (!) yürekten değil, "yüreğin ordinaryüs'e dönüşmüş" haliyle inanmazsam şerefsizim.