Dört bir yandan yanıyoruz..
Ormanlarımız, görevlilerimiz, gönüllülerimiz, hayvanlarımız, börtü böceklerimiz, doğamız, yeşlimiz, emeklerimiz yanıyor..
Karabük'ümüz, Bursa'mız, Eskişehir'imiz yanıyor..
Her yıl, her yaz can kayıpları yaşadığımız, kahrolduğumuz, utandığımız, ufaldığımız "utanç verici" bu durumu yaşamak zorunda mıyız?
-Neden gereğini yapmayız?
-Neyi bekleriz?
Yaşamak ve yaşatmak için "izlenecek yol" bellidir..
O yol da şudur;
"Yangınlara karşı tam donanımlı olmak.. Gece görüşlü helikopterler almak.. Bu işi kolluk gücüyle değil de, konforlu güçle halletmek.."
-Biz ne yapıyoruz?
-Tam tersini.
Bizde gece görüşlü helikopterin gündüz görüşlüsü bile yok anasını satayım..
Bu hassas işler "Yallaaaaah bismillaaaaah" ile olmuyor, olamıyor, o-la-maz.
......
Ormanlarımızı yakan gavatlar tek tek tespit edildi ve yakalandı..
Tam "helal olsun" yazısı yazacaktım ki, gündeme şu haber düştü;
"Kundakçılar, yaptıklarına karşı 150 - 200 fidan dikecek ve çektirip gidecek."
666 bin volt elektrik çarpmışa dönmediysem şerefsizim.. İnanamadım, haberi tekraren dinledim, söylenen doğruydu..
Bu şerefsizler, bu lavuklar, bu haysiyetsizler, bu angutlar benim üç şehrimin ormanlarını yakıp, küle döndürecek, 150- 200 fidan dikerek, "hiçbirşey olmamış gibi" dönüp gidecek öyle mi?
-Bu mudur?
-Bu kadar mıdır?
-Peki, yanan ormanlar, yanan canlar ne olacak?
-Yaşamlarının bedelini kim ödeyecek?
......
Bu kararı alanlar, bunu hangi anlayış ve hangi mantıkla yaptı?
-Onu bilemem..
Fakaaaaaat, neden bir OT olmadığımızı, olamayacağımızı çok iyi bilirim.. Bilmezden gelenlerin de bilmesini isterim..
Haa unutmadan...
-Ormanlarımızı yakan şerefsizleri 150- 200 fidan ile koyverenler, bence "eksik" yapmış..
Onları "altın plaket" ile ödüllendirmeleri gerekirdi.. Bunu yapıp, işi tamama erdirirlerse;
"Önce mükemmel, sonra muhteşem olur değil mi?"