Cenaze yakınları3’erli, 5’erli gruplar halinde; kim gelmiş kim gelmemiş, kim neler getirmiş, kim hangi işin ucundan tutmuş, hatta kim kaç para harcamış gibi dedikoduya başlar.
Boş laflardan, dedikodulardan oldukça sıkılan, yasını tutmak, belki de gözyaşı dökmek, az da olsa rahatlamak için yalnız kalmayı tercih eden bir cenaze yakını, yaşanan çirkin muhabbetlerden uzak durmaya çalışır.
Bunlardan biri;
***
Acılı bir kardeş, evin bir köşesinde sessiz sedasız duruyor, boş boş etrafına bakınıyor. Ablasını görür ve, “Burası taziye evi mi aş evi mi, yoksa tatil köyü mü? Millete hizmet etmekten yoruldum. Hoca dua okurken sadece âmin diyebildim. Hadi bunları geçtim, herkes lak lak muhabbet ediyor. Bağıra çağıra, güle oynaya sohbetler ediliyor. Hele bir de yüzünü ilk kez gördüğüm, tanımadığım bir kadının, “Lahmacunlar dana kıymasından mı, yoksa koyun kıymasından mı?” demesi, beni çileden çıkardı. Sadece, ‘Deli misin be kadın?’ diyebildim. Ya bir rahat bırakın da acımızı yaşayalım, yasımızı tutalım. Abla, biz ne yaşıyoruz böyle!”
Kardeşine sıkı sıkı sarılan abla, konuşmalarıyla sakinleştirmeye çalışır dertli kardeşini.
Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönen, yüzü gözü şişen, içi yanan cenaze sahiplerinin düşüncesiz insanlarla uğraşması çok acı verici!
Bu ve buna benzer daha çok örnek vardır.
İlla ki sizin de başından bu tür hadiseler geçmiştir.
***
Demem o ki; taziye evleri insanların yas tuttuğu, yaraların sarıldığı, acıların paylaşıldığı yerlerdir.
Eller semaya açılır, ölmüşlerimizin ruhuna dualar edilir.
Ben böyle biliyorum…
Yoksa taziye evleri; ‘Ölenle ölünmüyor!’ dendiği,
Sohbet muhabbet, yeme içme ve dedikodunun kol gezdiği yerler midir?
Bilemedim!
Bilen biri varsa, bana da anlatsın.