19 Kasım 2021 Cuma günü 3. Bölümünü yayımladığımız yazımıza, bu gün devam ediyoruz.

Gazeteye demeç:

Atatürk’ün, Cumhuriyetin ilanından 2 gün önce kendisiyle görüşen, Neu Frei Press gazetesi muhabirinin Türkiye’nin yönetim şekli konusunda sorduğu soruya verdiği yanıt, çok açıktır. Şöyle diyordu:

“Yeni Türkiye anayasasının ilk maddesini size tekrar edeceğim. ‘’Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.’’ Yürütme kudreti, yasama yetkisi, milletin biricik ve gerçek temsilcisi olan Meclis’te toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimede özetlemek mümkündür: Cumhuriyet.”

Atatürk açıkça, aslında “Cumhuriyetle yönetiliyoruz” diyordu.

Meclis, Cumhuriyetin zaten var olduğunu, bunun açıklanması için sözü edilen bu 364 sayılı yasanın kabul edildiğini belirtiyordu.

Nitekim, 29 Ekim 1923’te Meclis tarafından kabul edilen bu kanunla anayasanın 1. maddesine sadece şu cümle eklenmiştir: “Türkiye devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir.”

Demokrasiye giden yol

Cumhuriyetin ilanıyla “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” kuralı, artık devlet yönetiminde, en belirgin biçimiyle yerini alıyor, demokrasiye giden yol, aydınlık olarak çiziliyordu.

Bu noktada belirtmeliyiz ki, Atatürk için Cumhuriyet, demokrasiye açılan en önemli kapıdır. Atatürk şöyle diyor: “Türk milletinin karakterine ve âdetlerine en uygun olan yönetim, Cumhuriyet yönetimidir.” (1)

Demokrasi hedefi

Atatürk, 1930 yılında, “Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıki uygulamasını sağlayan hükümet şekli Cumhuriyettir” demişti. (2)

1933 yılında ise, Atatürk şunları söyledi: “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk; o, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.” (3)

Dikkat edileceği gibi, Atatürk 1933 yılına gelince dek, yöneticilere demokrasi yolunda sırası geldikçe “demokrasinin bütün gereklerinin” uygulanması hedefini göstermiştir.

Atatürk’ün hedefi, laik ilkelere dayalı çağdaş bir toplum kurmaktı. Temel hedef; dünya milletleri içinde saygı duyulan, uygar ve çağdaş bir Türk toplumu yaratmaktı.

Atatürk, devrimciydi... Atatürk, antiemperyalistti...

Atatürk, laik ilkelere dayanan, Cumhuriyetçiydi...

Atatürk, Türk toplumunun aydınlanma devrimlerine ulaşmasını istiyordu...

Atatürk, aynı zamanda demokrattı. Demokrasiye inanmıştı. Türk toplumunun tam ve çağdaş bir demokrasiye ulaşmasını istiyordu.

Meclis görüşmeleri;

29 Ekim 1923’te Meclis’te Cumhuriyet için yapılan görüşmeler ilginçtir. Kısa bir özet verelim.

Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi, Kuvayi Milliyeci olarak Meclis kürsüsünde şunları söylüyordu:

“Her ülke ilk kez anayasasını yaparken, bu iş için bir Kurucu Meclis kurmuştur. (...) Meclisimiz başından beri Kurucu Meclis olarak yeni bir devletin kuruluşunu gerçekleştirmektedir.”

Yunus Nadi aslında, Meclis’in açıldığı 23 Nisan 1920’den beri Cumhuriyet sistemi ile yönetildiğini ve yeni bir devletin kurulduğunu vurguladı.

Yeni bir şey değil:

Adalet Bakanı Seyit Bey, kürsüde şöyle diyordu: “Önerilen tasarı yeni bir şey değildir. Yürürlükteki anayasanın açıklanmasıdır.”

Daha sonra konuşan Abdurrahman Şeref Bey, yapılacak işin bir isim vermek olduğuna işaret ederek

Cumhuriyetin ilanıyla “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” kuralı, artık devlet yönetiminde, en belirgin biçimiyle yerini alıyor, demokrasiye giden yol aydınlık olarak çiziliyordu.

“Hükümet biçimlerini birer birer saymak gereksizdir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sorunuz; bu, Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin” dedi.

Evet değerli okurlar, çok kısaltarak, özet olarak sunduğum, ‘OĞUZ TÖRESİ ve CUMHURİYETİN DOĞUŞU 4’ yazımız, burada sona ermektedir.

İnsan düşünce ve davranışlarında en temel bariyerlerden biri; alışkanlıklarımız ve yıllar içinde benimsenen düzendir. Bu bariyerleri Atatürk ve arkadaşları da, çokça yaşamışlar, ancak, gerek Türk Milletinin özgürleşmesi, gerekse 600 yıldır ‘TEBA’ olarak görülen, ‘BİAT’ kültürüyle yoğrulmuş bir zihniyetten kurtulmaları ve de, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşabilmeleri için, devlet yönetimini, halkın emrine vermişler. ‘’Egemenlik, Kayıtsız Şartsız, Milletindir’ diyerek, hem halkın iradesine imkan verilmiş, hem de Demokrasiye, dolayısı ile Cumhuriyete olan inançlarını, perçinlemişlerdir. En güzel yönetim şekli de bu değil midir. İnsan kendi özgür iradesi ile hareket edecek, kendi istek ve arzularına uyan, yöneticilerini seçecek…!!!

SON SÖZ: ‘’ ÖZGÜRLÜĞÜN DE, ADALETİN DE, EŞİTLİĞİN DE, İRADE BEYANININ DA DAYANAĞI,ULUSAL EGEMENLİKTİR…’’