Bizi masallarla büyüten bir kadının öyküsü bu.. Oğlunu kaybedip evlat acısı yaşamış, sinemaya verdiği o kadar emeğe rağmen borç yükünün altında ezilmiş, kahkahalarıyla acılarını gizlemeye çalışmış bir kadının hikâyesi bu..
Bizi masallarla büyüten bir kadının öyküsü bu.. Oğlunu kaybedip evlat acısı yaşamış, sinemaya verdiği o kadar emeğe rağmen borç yükünün altında ezilmiş, kahkahalarıyla acılarını gizlemeye çalışmış bir kadının hikâyesi bu..
Çocuklarının karnını doyurduğu için Mahmut Hoca’dan ceza alan Hafize Ana, kapı dinleyen çılgın kaynana, deliler gibi bağıran turşucu Saadet, Tellioğulları’nın Adilesi, Münir abimizin ömürlük eşi… Minicik bedeniyle hepimizi kucaklamayı bilen, ıslak gözleri ve duygusal halleriyle içimizi ısıtan, yabancı değil içimizden birinin hikâyesi bu..
***
Adile Naşit, İbiş karakterinin yaratıcısı Naşit Özcan’ın biricik kızı olarak doğdu. Anne tarafından Rum, baba tarafından Ermeni’ydi. Ama Adile, onlara hiç takılmadan büyüdü. Asıl adı Adele idi. Ünlü tiyatrocu Selim Özcan’ın da kız kardeşiydi. 17 Haziran 1930 yılında doğduğunda babası Naşit Özcan, o dönemin en ünlü isimlerinden biriydi. Naşit Bey, hep mutlu, çocuklarına karşı hep ilgiliydi. O yüzden mutlu bir çocukluk geçiriyordu Adile.
Ancak zamanla tiyatroya olan ilgi azalmaya başlamış, Naşit Özcan’ın durumu da gittikçe kötüleşmeye başlamıştı. Maddi olarak zor zamanlar yaşıyordu. Ama yine de yüzünde hep gülücükler vardı. Adile, babasını ilk kez ağlarken gördüğünde 8 yaşındaydı.
10 Kasım 1938’de, Naşit Özcan siren sesini duyduğunda gözyaşlarına boğulmuştu. Babasını mutlu etmek için kılıktan kılığa girse de nafileydi. Kalbi kırılmıştı Naşit Beyin. Tiyatronun gerilemesine ve de Ata’nın erken vedasına çok üzülmüştü. Ata’nın gidişiyle beraber o da her şeyini kaybetmeye başlar. Geçinebilmek için en sevdiği eşyaları satar ve kalbi bu hüzne daha fazla dayanamaz. Bir gece vakti aniden duruverir!
Naşit Beyin ölümüyle birlikte, kalan borçları ödemek için Adele’nin annesi Amelya Hanım, meze yaparak meyhanelerde satmaya başlar. Abisi Selim ise, bir kaportacının yanında iş bulur. Adile de bir tekstil fabrikasında çalışmaya başlar. Ancak aklında her zaman tiyatro vardır. Hatta bazı günler tiyatro kapılarında sabahlar, abisi Selim de onunla beraberdir. 14 yaşına geldiğindeyse okulu bırakır, tamamen iş hayatına verir kendisini. İşte tam bu zamanlarda hayatını değiştirecek olayı yaşar. Babasının eski bir arkadaşı sayesinde İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü’ne kaydolur. İşte o zamanlar soyadını da değiştirir, çok sevdiği babasının adını, soyadı yapar ve o günden sonra herkes onu Adile Naşit olarak bilir.
***
Adile hafif tombul, kısa boylu, biraz da çarpık bacaklı bir kızdı. Bunun kompleksini hep yaşadığını söyleyecekti bir gün. Ama yüzünde hep gülücükler vardı, onlar asla eksilemezdi yüzünden. Bir gün, tiyatro sahnesinde Şevki Ema’yla karşılaşır ve Şevki Ema şöyle der ona; “Bu kısacık boyun, çarpık bacakların ve biçimsiz suratınla tiyatro sahnelerinde başarılı olmanın imkânı yok. Sen git tekstil atölyesinde çalışmaya devam et, yol yakınken dön!”
Ama Adile vazgeçmez elbette ve işte o anlarda bir fırsat doğar. Oyunun birinde, anne rolünü canlandıracak kadın rahatsızlanır ve Adile’ye makyaj yapılarak anne rolünü oynaması istenir. O 14 yaşındaki kız, anne rolünü öyle güzel oynar ki, herkes ağzı açık onu izler. Sonrasındaysa “Düttürü Leyla” karakteriyle herkesi bir kez daha büyüler. Bu başarıları onu Muammer Karaca Tiyatrosu’na sürükler ve orda da başarılı oyunlar sergiler. Tabii Şevki Ema’y da, oyundan sonra özür diler ondan. (Devam Edecek…)