Elbette ilk yaptığı, bunların neden onun başına geldiğini sorgulamak oluyor. Bu sorunun cevabını ararken, kendini kitaplara veriyor. Bu süreçte Sokrates‘in kitaplarından çok etkileniyor. Sonucunda ise, başına gelen her şeyi büyük bir sakinlikle kabullenmeyi seçiyor. Bir kaza olduğunu ve elinde olmayan sebeplerle bunu yaşadığını kabul ettiğinde çok daha iyi hissediyor kendini. Üzülmesinin sebebinin ise onun bu kazaya yüklediği anlam olduğunu anlıyor. Bu düşüncenin onu ne kadar özgürleştirdiğini fark ettiğinde başkalarına da dersler vermeye başlıyor. İşte stoa felsefesi böyle doğuyor.
Peki felsefenin adı nereden geliyor?
Stoa aslında Antik Yunan mimarisinde üstü kapalı, sütunlardan oluşan galerilere verilen bir isim. Bu felsefe de Zenon’dan çıktığı için başlarda “Zenonizm” olarak adlandırılsa da, sonrasında bu düşüncenin bir kişiye ve onun kişiliğine indirgenmesinden korkuyorlar ve bu felsefenin öğretildiği yerler olan stoa adı felsefeye veriliyor.
Stoizmin temelinde hayatın ne kadar tahmin edilemez olduğu düşüncesi yatıyor
Stoacılık aslında hayatın karşımıza pek çok şey çıkardığını ve bunların birçoğunun bizim kontrolümüz altında gerçekleşmediğini göz önünde bulunduruyor. Bir şey kontrolünde değilse onun için aşırı üzülmek ya da aşırı mutlu olmak da anlamsızlaşıyor.
Stoizm karmaşık hayat felsefeleriyle ya da yaşamın anlamına dair teorilerle ilgilenmiyor. Direkt olarak eylemleri temel alıyor ve çözümü bu kilit eylemlerde bulmamızı söylüyor
Çok daha özet bir anlatımla stoizmin ilk temel düşüncesi şöyle: “Hayatımız boyunca başımıza pek çok şey geliyor ancak bunların birçoğu bizim kontrolümüz altında değil”
Yani başımıza gelenleri kontrol edemeyiz, ancak o duruma ya da olaya yüklediğimiz anlamları kontrol edebiliriz.
Stoacılar ideal bir toplum yaratmayı değil, toplumu ya da dünyayı olduğu gibi kabul etmeyi tercih ediyorlar. Ancak bu hiçbir şey yapmadan başımıza gelecekleri bekleyeceğimiz anlamına gelmiyor…
Hayatımız boyunca istediğimiz şeyler için, elimizden geleni yaparız, ancak elimizde olmayan sebeplerle istediklerimizi elde edemezsek, bunun için üzülmemiz ya da kahrolmamız anlamsızdır. Aslında üzülmemiz hiçbir şeyi değiştirmez. Bunun yerine bunun elimizde olmadığını kabullenerek hayatımıza devam etmemiz çok daha mantıklı olacaktır.
“Mutluluk, dış etkenlere bağlı olmamalıdır” diyen stoa felsefesi, mutluluğa ulaşmak için doğaya uygun ve doğayla uyumlu yaşamak gerektiğini savunur…
Felsefenin temeli ise erdemdir. Karakterimiz hayattaki her şeyden daha önemlidir ve aslında olaylara verdiğimiz tepkileri karakterimiz belirler…
Yaşamın amacı zenginlik, şan, şöhret değildir. Tüm bunlar aslında biraz da kaderdir ve kadar elimizde olmayan şeylere bağlıdır. Sürekli anlık hazları, parayı ya da şöhreti düşünmek yerine, hayatın karşımıza çıkaracaklarına karşı hazırlıklı olmalı ve tüm bunlarla mücadele edecek, güçlü bir karaktere sahip olmalıyız.
Bu yüzden stoacılar, hayata karşı ilgisiz ya da tepkisiz değildir, yalnızca onları nelerin üzebileceğini ya da şaşırtabileceğini bilirler. Başlarına gelen olaylar karşısında ise şikayet etmek yerine, kabul etmeyi seçerler…
Stoacılar karşılarına çıkan zorluklarla tüm cesaretlerini kullanarak mücadele ederler. Bunu yaparken insanlığın çıkarlarını korurlar ve hedeflerine ulaşana kadar kararlılıklarını korurlar
Ancak bu yolda her şeyi denedikleri halde istedikleri sonucu alamazlarsa durumu sakince kabullenirler. Çünkü ellerinden geleni belki de fazlasını yapmışlardır, ancak artık yaşananlar onların ellerinde değildir…
Yarın devam edeceğiz…