T.C. Merkez Bankası tarihinin hiçbir döneminde bu günlerde olduğu kadar tartışmaların odağında olmamıştır. Bu durum, diğer unsurlardan bağımsız olarak bir Merkez Bankası için asla tasvip edilecek bir şey değildir. Bir an önce T.C. Merkez Bankası’nın tartışmaların odağı olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Aksi takdirde, son üç yıldır yaşanan ve gittikçe ekonomik hayatımızı olumsuz etkileyen kur, faiz ve enflasyon artışlarının giderek hızlanacağı görülmektedir.
Türkiye ile birlikte gelişmiş birçok ülke, Merkez Bankalarını, tartışmaların uzağında tutmak için, onların “özerk kurumlar” olarak “bağımsız kararlar” almasını temin edecek şekilde yapılandırmıştır. Bu şekilde hareket edilmesinin temel nedeni, devletlerin en önemli kuruluşlarında birisi olan Merkez Bankalarının “güvenilir kurumlar” olarak kalmasının temin edilmesidir.
Ekonomik hayatın vazgeçilmez unsuru olan “paranın”, yurttaşlar tarafından tercih edilmesinin en başta gelen etmeni ona “güven” duyulmasıdır. Paraya güven duyulmasını sağlayan kurumların başında ise Merkez Bankaları gelmektedir. Ülkemizdeki en büyük ekonomik çalkantının yaşandığı 2001 yılında, T.C. Merkez Bankası’na olan güvenin son derece azaldığı, vatandaşların dövize hücum ettiği, tasarrufların % 65’nin yabancı paraya döndüğü unutulmamalıdır.
Kurtarıcı olarak Dünya Bankası’ndan getirilen Kemal DERVİŞ’in ilk iş olarak; başkanların iktidar tarafından değiştirilemediği, kararların siyasetten bağımsız olarak alındığı, ana görevi “fiyat istikrarını” sağlamak olacak şekilde, T.C. Merkez Bankası’nı “özerk ve bağımsız” hale getirmek olduğu hatırlanmalıdır. Alınan diğer tedbirlerle birlikte, sözü edilen uygulama kısa sürede etkisini göstermeye başlamış, kur artışları, faiz ve enflasyon düşme eğilimine girmiştir. Vatandaşlarımızın Türk Lirasına “güveni”, tasarruflarının % 70’i Türk Lirası cinsinden olacak şekilde tarihi zirvelere ulaşmıştır.
Yapılan seçimlerin ardından iktidara gelen hükümetin, uygulanan ekonomik programa sadık kalması ile birlikte T.C. Merkez Bankası’nın “bağımsız” yapısına müdahale etmemesi, yabancı yatırımcıların ülkemize adeta akın etmesini getirmiştir. Gerek portföy ve gerekse doğrudan yabancı yatırımlar cumhuriyet tarihimizde görülmemiş boyutlara varmıştır. Döviz kurlarında sağlanan istikrar, faiz ve enflasyonu “yatırım yapılabilir” düzeye indirmiştir. Bu sayede milli gelir artmış, işsizlik azalmış, refah düzeyi yükselmiştir. Bu ortamın doğal sonucu olarak mevcut siyasi iktidar yapılan tüm seçimleri kazanmıştır.
Nedeni anlaşılamayan bir şekilde 2018 yılından itibaren aynı siyasi iktidarın T.C. Merkez Bankası’nın özerk yapısına müdahaleleri başlamıştır. Başkan ve üyelerin atanma usulleri değiştirilmiş, alacağı kararlara “mahalle baskısı” yaratılmıştır. Bu şekildeki tavır değişikliği yabancı fonların ülkemizi terk etmesine, döviz kurlarının, faizlerin ve enflasyonun akıl almak seviyeye gelmesine neden olmuştur. Son günlerde yaşadığımız ekonomik sıkıntılar T.C. Merkez Bankası’nın bağımsız yapısını korumanın ne kadar hayati öneme sahip olduğunu hepimize bir kez daha göstermiştir.
Saygılarımla,