İzleyenleri duygulandıran, finali nasıl bitecek dediğimiz duygu yüklü bir film. Çekimleri Tarsus’ta yapılan ‘Ayla’ filminin konusu gerçekten doğru mu, yoksa senaryo gereği abartılarak çekilen bir film miydi acaba?
Gerçek hayat hikâyesinden yola çıkılan bir film…
İzleyenleri duygulandıran, finali nasıl bitecek dediğimiz duygu yüklü bir film. Çekimleri Tarsus’ta yapılan ‘Ayla’ filminin konusu gerçekten doğru mu, yoksa senaryo gereği abartılarak çekilen bir film miydi acaba?
Duygularımıza hâkim olamadığımız, gözyaşlarına boğulduğumuz bu şahane filmi araştırıp, olayların nasıl geliştiğine dair bilgi sahibi olmak istemiştim. Kısmet bugüneymiş. Çünkü yeni fırsat bulup yazabildim. İyi ki de araştırıp, yazmışım. İnsanın içini burkan, ama bir o kadar da duygulandıran, yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak isterim.
1950 yılında Kore’ye gitmiş, 25 yaşındaki bir Türk genci Süleyman ile onun kanatları altına aldığı küçük bir Koreli kızın öyküsü bu.
Hadi başlayalım…
***
Süleyman ve Koreli kızın baba-kız ilişkisi…
Genç Süleyman, Çinlilere karşı verdikleri mücadele esnasında rastlar bu küçük kıza. Süleyman, savaş alanında gidecek hiçbir yeri olmadığını öğrendiği bu çocuğu yanına alır. Karla kaplı bir alanda, soğuktan büzüşmüş bir halde bulur küçük kızı. Kimsesizdir, çünkü anne ve babası Çinliler tarafından öldürülmüştür. Türk Askeri Süleyman, bu sevimli Koreli kıza Ayla ismini verir. Ayla, çok geçmeden alışır Türk Askerlerinin bulunduğu ortama. Türkçeyi de hemen söker, hatta tercümanlık bile yapmaya başlar. Savaş sürerken, tam 1,5 yıl boyunca Ayla’yı yanından ayırmaz ve ona babalık yapar genç Süleyman. Birbirlerine iyice alışırlar, lakin bu baba-kız ilişkisi sonlanmak zorunda kalacaktır. Süleyman ülkeden ayrılma vakti geldiğinde, kızı olarak benimsediği Ayla’yı yanında götürmek ister ama şartlar izin vermez. Elden çare gelmeyince, Ayla’yı bir yetimhane okuluna bırakmak zorunda kalır ve baba-kız istemeyerek de olsa ayrılır.
O gün Ayla bir kez daha ailesini kaybeder ve aradan tam 60 yıl geçer…
O Türk Askeri 85 yaşına geldiğinde, bu küçük kızın nerede olduğunu, yaşayıp yaşamadığını öğrenmek ister. Bunun için de Türk-Kore Gazileri Derneği’ne bir umut diyerek adım atar. Elindeki tüm fotoğrafları yanında getirir, tek bildiği ise ona Ayla ismini verdiği. Ayla’yı evladı gibi benimsediğini ve İstanbul’a getirme çabalarının sonuçsuz kaldığını dün gibi hatırlar. Gözleri dolu, dolu anlatır.
Aradan 60 yıl geçse de Süleyman amcanın umudu tazedir, Ayla’yı bulacaktır. Kore TV kanallarının da zemin oluşturmasıyla adeta bir seferberlik ilan edilir. Türk Askerinin üstündeki tek yetim Ayla değildi. Anne ve babasını kaybeden 20 kadar yetim çocuğa da sahip çıkılmıştı.
Bütün bu çocuklar için Ankara Okulu kurulmuş ve onların bakımları, eğitimleri burada sağlanmıştı. Ankara Okulu 1979 yılında başka bir okulla birleştirilmiş, eski bina yıkılmış ve yerine Ankara Parkı yapılmış. Öğrencilerin kayıtları birleştiği okulda bulunuyor, ancak bir yangın esnasında bazı kayıtlar yanmış. Ne yazık ki Ayla’nın kayıtlarının da bunlardan biri olduğu öğrenilir. Bunun üzerine Ankara Okulu’ndan mezun olanlarla tek, tek görüşülür. Ayla’yı tanıyıp, tanımadıkları sorulur. Tanıyanlar olsa da, şimdi nerede olduğu hakkında bilgilerinin olmadığı belirtilir. (Devam Edecek...)