“Daha önceki yazılarımızda değerlerimizin nasıl bozulduğundan bahsederken, bilhassa temel besin gıdamız ekmekten bahsetmiş ve ‘Önce Ekmekler Bozuldu” demiştik.

Bu noktada, bu denli önemli olan, insan sağlığının temel girdisi ekmek, evlerde pişirilemez mi? En azından, una ve dolayısıyla hamura katılan birçok kimyasal maddelerden arınmış, daha sağlıklı ekmek yemiş oluruz. Nitekim; Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, Prof. Dr. Mehmet Öz, Prof. Dr. Canan Karatay, Prof.Dr. Ahmet Taş, Prof. Dr. Rasim Küçükusta gibi ünlü doktorlar ve diyetisyenler, beslenme uzmanları, içerdiği vitaminler ve mineraller nedeniyle saf, katkı maddesiz üretilen ve bilhassa tam buğday unundan yapılmış ekmeklerden birer dilim yenebileceğini önermektedirler. Bilhassa kara değirmen tabir edilen değirmenlerde öğütülen ve kepeği, ruşeymi vb.gibi vitamin ve mineralleri muhafaza eden undan yapılan, hiçbir kimyasal katkı içermeyen ekmekler tercihedilmelidir. Dışarıdan hazır yoğurt almamak, ev de yoğurt yapmak gibi…Beyaz ekmeği hiçbir uzman ya da yetkili önermemektedir.

Bu yazımızda da bu önermemizi desteklemek maksadıyla, kamu ve yerel yönetimlerin neler yapması konusunda bazı önerilerim olacak…

Ancak, aklımızda kalması için, beyaz ekmeğin nasıl Türkiye’ye girdiğini de anımsatmakta yarar var.

Türkiye’nin, endüstriyel beyaz un ve beyaz ekmekle tanışması,1948 yılındaki Marshall yardımı ile oldu. Zenginlik ve statü göstergesi olan olarak kabul edildi. Köylüler bile evlerine dönerken hediye diye beyaz ekmek, o zaman ki yaygın adıyla, francala aldılar.Tam buğday unundan yapılmış ekmekler dışlandı.

Bu konuda da emperyal devletler tarafından önemli düzeyde kültürel egemenlik kuruldu.

Geliniz,AntonioGramsci’nin“İnsanların beyinlerini işgal edebilirseniz, kalpleri ve elleri de arkadan gelecektir” deyişini de anımsayalım…

Neler Yapılabilir?

Birincisi:Sağlık Bakanlığı ile Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,tam buğday undan yapılmış ekmek üretimini yaygınlaştırmak için kampanyalar yapmalı.

Bu girişimleri, doğal olarak Türkiye Fırıncılar Federasyonu’nun çıkarlarıyla çatışacaktır.Ancak, bir süre sonra ekonomiye ve halk sağlığına getireceği yararlar açısından bu kampanyanın önemi büyük.

İkincisi:Tam buğday unundan yapılmış ekmek üretiminde, yerel yönetimlere büyük görevler düşüyor.

Bununla birlikte Belediyeler, ‘Halk Ekmekleri’ adıyla beyaz ekmek üretiyor. Halk Ekmek’in beyaz ekmeği içinde neler var biliyormusunuz?“Buğday unu, içme suyu, maya, tuz, mono ve digliseridlerindiasetil tartarik asit esterleri, hemiselulaz, fungal alfa amilaz, askorbik asit” gibi bir sürü madde ve kimyasal var.(Bakınız:www.gidahareketi.org) . Şaşırdınız değil mi?

Belediyelerin beyaz ekmek üretimleri, toplum sağlığından çok bir gelir kapısına dönüşmesin. Oysa bir kamu kurumunun amacı, yüksek kârlılık değil, yüksek kalitede ve toplum sağlığını önceleyen tam buğday ekmeği üretmek olmalıdır.

Üçüncüsü:Tohumlukta,hibrit buğday tohumu yerine,yerli buğday çeşitleri ile yerlilerden üretilmiş buğdaylar tercih edilmeli.

Bilindiği üzere,Türkiye’de hibrit tohumlar,özellikle 1960 yılların başından itibaren yoğun olarak devreye girmiştir.Dönemin Tarım Bakanı Bahri Dağdaş,hibrit tohumların öncülüğünü yapmıştı.Günümüzde,yerli çeşitlerimizin kaliteli un üretiminde daha önde olduğu görülmüştür.

Dördüncüsü:Türkiye’de beyaz undan yapılmış ekmeklere “Sağlığa Zararlıdır” ibaresi yazılmalı.Bu önerme,kimilerine naif gelebilir,uzun dönemde birçok hastalığı tetikleyen besinin beyaz ekmek olduğu artık biliniyor.(*) Ancak tam buğday unundan yapılmış sansınlar diye esmerleştirilmiş ekmeklere de dikkat edilmelidir derim. Ki, fırıncı ya da ekmek imalatçılarına sorduğumuzda; ‘’kavrulmuş arpa unu koyuyoruz, onun için rengi esmer’’ diyorlar.

Kahverengi gıda boyası katıyoruz diyenine rastlamadım hiç. Elbette demezler. Hırsız bile hırsızlığını kabul etmiyor.

Sonuncusu yine bir tekrar: “Neden evinizde ekmeğinizi pişirmiyorsunuz?” Evlerde tam buğday unundan yapılmış ekmek üretimi,özendirilmelidir .Bu doğrultuda, başta tüketici örgütleri ve ilgili STK’lar harekete geçmeli.

(*).Geçtiğimiz günlerde,gazeteci ve yazar Soner Yalçın’ın “Saklı Seçilmişler”adlı bir kitabı çıktı. Beyaz ekmek konusunda benim söylediklerim,Yalçın’ın yazdıkları yanında çok hafif kalır. Yalçın,kitabının 50-57 sayfalarında ekmekten kaynaklanan sağlık sorunlarını ve buradaki emperyal oyunları, açık bir şekilde kamu oyunun bilgilerine sunmuş. Kitap,salt ekmekte sahnelenen oyunları değil,gıda ve tarımsal üretimde emperyalizmin tezgahladığı tehlikeleri de anlatıyor.Yazar,yazma amacını da şöyle açıklamış:”Bir film düşün.İlk sahne sıradan bir olayla başlar.Film ilerledikçe gelişmelere inanamazsın.Dehşete kapılırsın.Film biter.Etkisinden kurtulamazsın.Korkarsın.Bu kitabın yazım sürecinde ben bunları yaşadım.”

Aslında, her tüketiciye önerilecek bir kitap…

SON SÖZ : ’’ EKMEK, EN ÖNEMLİ NİMETTİR.EK TOHUMUN HASINI, ÇEKME YİYECEK YASINI.’’