Gün geçmiyor ki, aile içi cinayete kurban giden bir kadın, erkek veya çocuk haberi almayalım…Bu dehşet dengiz haberleri, içimiz burkula burkula TV’ler de haber olarak, canlı canlı izliyoruz… Son yıllarda ki artış, bariz bir şekilde görülüyor. Keza, gazete haberleri de TV haberlerden geri kalmıyor. Peki ama neden? Bu şiddetin, bu cinayet ya da yaralamaların temelinde yatan sebepler ne?

İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa ve zinayı suç saymayan yasa başta olmak üzere, özgür yaşam biçimini dayatan yasalar, bu cinayetlerin müsebbibi ve ya tetikleyicisi olabilir mi? Faraza, bu yasalar sebep diyelim; kaldırılmaları sorunu çözer mi? Hiç sanmıyorum…

Ancak, bu yasalar yürürlükten kalksa da, Batıl(ı) yaşam biçimi bütün küresel ve yerel araçlar kullanılarak özendirildiği sürece, İslâm’ın “huzur vesilesi” olarak gördüğü Aile kurumunun günbegün sarsıldığı, aşındığı ve çökmekte olduğu gün gibi aşikârdır. Çünkü, temel sebeplerin başında eğitim, ailenin önemi, dinsel ve milli açıdan sorumlulukları, kavramsal olarak, yeterince bilinmiyor, bilinse de tam anlamı ile özümsenmiyor. Olaya yaratılış ve dini açıdan baktığımız da, farklı bir pencere çıkıyor önümüze…

Bilelim ki, Allah’ın meşru kıldığı sınırlar içinde, iki cinsin nikâh akdi ile bir araya gelmesiyle oluşan fıtrî aile, kuşatıcı bir maddi-bedeni ve manevi-ruhi huzur ve sükûn iklimine; “sekînet”e zemin hazırlar.

İnsan türünün iki parçasının aile kurumu oluşturması ile iki büyük fayda ortaya çıkar:

1- Aynı insan bütününün her iki yarısına huzur, güven, örtü ve korunmuşluk sağlamak.

2- İnsan neslinin sürekliliğini teminat altına almak.

“Kendileri ile sekinete (huzura) ermeniz için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir meveddet (sevgi) ve rahmet (merhamet) kılması da, O’nun ayetlerindendir.” (Rûm 30/21)

“…Eşleriniz sizin elbiseleriniz/örtüleriniz, siz de eşlerinizin elbiseleri/örtülerisiniz…” (Bakara 2/187)

Bu ayetler, evliliğin huzur, sükûn, emniyet ve örtü boyutunu vurgularken, Bakara suresinin 223. ayeti de, “tarla” metaforu üzerinden kadınların ‘insan neslinin devamını sağlayan’ annelik vasfını öne çıkararak, insan türünün geleceğini aile ve evlilik kurumu ile garanti altına alır.

Rûm/20. Ayette, sözü edilen ‘insan türünün çoğalıp arza yayılması ’da, aile/evlilik ile gerçekleşir.

Ailenin toplumun ve dolayısıyla bireylerin de gerçek huzurunu (sekînet) sağlayacak ilahi yasayı muhteşem bir şekilde formüle eden Rûm/21. Ayeti, çok iyi anlamalı ve yaşamalıyız. Yüce Yaratan’ın aynı nefisten var edip, ilahi bir lütuf olarak aralarına sevgi ve merhamet duygusu koyduğu erkek ve dişi cinsinin, bir araya gelmesi ile insan tekinin kendi bütünlüğünü tamamladığı ve böylece “sekinet” denilen kuşatıcı mutluluk ve huzur ikliminin yaşanır hale geldiği bildirilir, bu ayette.

‘Güven ve huzur duygusu, yatışma, sükûn, kalbin mutmain olması, rahmet, sebat, kararlılık, vakar’ gibi anlamlara gelen “sekînet” kelimesi; ‘mümin kişinin kalbini teskin edip ona emniyet, güvenlik hissi veren bir melektir’, ‘sahibini şehvetlere meyletmekten ve korkudan uzaklaştırıp teskin eden akıldır’, ‘korkunun ortadan kalkması anlamına gelir’ gibi farklı şekillerde açıklanmıştır.

Kur’ân’da sekînet, ‘kalplerin korkudan yatışıp iç huzura kavuşması’ (Fetih 48/4,8; Tevbe, 9/40) ve ‘Rasûlüllah’ın (s.a) müminlere duasının onlara huzur vereceği’ şeklinde geçer (Tevbe, 9/103).

Rum/21’de evliliğin gerekçesi olarak zikredilen sekînet ikliminin oluşması iki şarta bağlanır: “meveddet(sevgi)” ve “rahmet(merhamet)”. Bu iki şart ikâme edilmez ise, ailede huzur sağlanamaz.

Meveddet; ‘salt sevgi, katışıksız ve karşılıksız sevgi’ anlamına gelir. Bir nesneyi sevmek, istemek anlamındaki “vudd”an gelir. Kur’ân’da kalplerin birbirine ısınıp kaynaşmasını ifade eden “ülfet” kelimesiyle aynı anlamda kullanılır. Meveddet; karı-koca dâhil, tüm insanlar arasında kaynaşma ve birlik meydana getiren bir “sevgi bağı” demektir. “El-veddü”; aynı zamanda kazık demektir. Dolayısıyla meveddet; kazığın yerde sabit kalması gibi çok sıkı bir sevgi bağıdır.

Kalbinde meveddet olan insan, sevdiğine merhamet eder; ona acır, onu esirger ve bağışlar. Bu hal özellikle karı-koca arasında zirveye çıkar. Allah’ın Vedûd isminin, Kur’ân’da Rahîm ve Gafur ismi ile birlikte geçmesi anlamlı olup, sevgi ile merhamet arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Merhamet; ‘acımak, esirgemek, korumak, affetmek, bağışlamak, nimet vermek…’ manalarına gelen “r-h-m” kökünden türemiştir. İsim olarak; ‘hayır, iyilik, ihsan, nimet ve kalp inceliği’ demektir. Kur’an’da 114 ayette rahmet, bir ayette (Beled, 90/17) merhamet kelimesi geçer. Dilimize asli anlamıyla yerleşmiş olan rahmet/merhamet; aile ilişkilerinin sağlıklı biçimde sürdürülmesi, yani sürdürülebilir bir aile mutluluğu bağlamında daha bir anlam ve derinlik kazanır.

Kısaca; aile ve millet, ancak meveddet ve merhametten beslenen sekînet (huzur) ile ayakta kalır.

SON SÖZ: ‘’ SANA YAPILMASINI İSTEMEDİĞİN ŞEYLERİ, SEN BAŞKASINA YAPMA.’’