Günümüz insanının en büyük kabuslarından birisidir işsizlik. İhtiyaçlarımızı gidermek için satın alacağımız mal veya hizmetlerin parasının temin edildiği uğraş alanıdır iş. Kısaca iş, aslında hayatın kendisidir. Bundan mahrum olmak anlamına gelen işsizlik, bu nedenle hayatımızın en büyük kabusudur. Başta gençlerimiz olmak üzere toplumumuzu tüm kesimleri bu günlerde işsizlik kabusunu hiç olmadığı kadar yoğun yaşamaktadır.

Yazılarımda genellikle Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerini kullanıyorum. Bu konuyla ilgili son açıklanan verilerin toplumun büyük kısmında inanılırlığı kaybettiğinden bunları kullanmayacağım. Çünkü TÜİK işsizliğin % 0,8 puan azalarak % 13,2 olduğunu açıkladı.Salgın hastalığın da etkisiyle iş yerlerinin kapandığı, işe katılımın azaldığı nüfusun arttığı, yakın ve uzak coğrafyalardan, meslek sahibi olmayan fakir insanların kontrolsüz bir şekilde ülkemize akın ettiği bir dönemde işsizliğin azaldığına kim inanır? İnsanlara sorduk, onlar “işimiz yok, ancak iş bulma ümidimiz kalmadığından iş aramıyoruz” şeklinde cevap verdikleri için onları işsiz saymıyoruz şeklindeki mazeretin anlamı kalmamıştır. Teknik olarak işsizlik böyle hesaplanmaktadır. Ne var ki gerçek hayatla açıklanan rakamların uyuşmaması, Kurumun inanılırlığını dolayısıyla itibarını ciddi anlamda zedelediğini belirtmek istiyorum.

Bu kadar hayati öneme sahip bu konuda, yıllardır hükümetlerce ciddi bir çalışma yapılmaması çok üzücüdür. Yaşam süremde onlarca iktidar değişmiş, yeni bir yüzyıla girilmiş, sırf bu nedenle seçmen iktidarları değiştirmiş, ancak işsizlik Türkiye’nin bir numaralı sorunu olmaya devam etmiştir. Son günlerin moda deyimiyle kronik hale gelmiştir. Bu konunun uzmanları akademik düzeyde yüzlerce kitap, makale yazmışlar, sayısız seminer düzenlemişlerdir. Sorunun nedenleri ve çözüm yolları aslında bilinmektedir. Öyle ise bu problem niçin çözülememektedir?

Nüfusumuzun hızlı artışı, büyük çaplı dış göç almamız, teknolojik değişimler, ekonomik krizler nedeniyle büyümenin yetersiz kalması problemin ana kaynağını oluşturmaktadır. Değinilen nedenler arasında sayılan nüfus artış hızımız, son yıllarda ciddi oranda düşüş göstermektedir. Elli yıl sonra nüfus artışımızın duracağı, hatta azalma göstereceği, dolayısıyla işsizlikte bir neden olmaktan çıkacağı düşünülmektedir. Dış göçümüzün ise oluşan toplumsal duyarlılık sonucunda, siyasi iktidar tarafından kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır. Nedenlerden iki tanesinin böylece ortadan kalkacağı görülmektedir. Teknolojinin hızlı bir gelişme göstereceği, insan emeğinin yerini yapay zekanın alacağı bir yüzyılının bizi beklediği ortadadır. . Bu nedenle çocuklarımızın eğitimini buna göre dizayn etmek zorundayız. Aksi halde gelecek nesillerimizi, eskiden olduğu gibi eğitimsiz, mesleksiz bırakırız ki bunun vebali çok ağır olur. Ekonomimizin yüksek teknoloji ürünlerini üreterek ihraç eden bir yapıya dönüştürülmesi işsizlik sorununun çözümünün anahtarı olacaktır. Böyle bir ekonominin sürekli büyüyeceği, her kese aş ve iş yaratacağı, kolaylıkla krizlere girmeyeceği gelişmiş ülkelerden anlaşılmaktadır.

Saygılarımla