Ülkemiz büyük bir ekonomik darboğazın içinde. Her ürüne durmaksızın zam geliyor. Hayat gerçekten çok pahalı! Vatandaş geçinmek, ekmek parası kazanmak için adeta çırpınıyor! Adana'nın birçok yerinde dilencisinden seyyar satıcısına, işportacısından ayakkabı boyacısına kadar insanlar para kazanmak için her türlü işi yapıyor. Hiç bir şey bulamazsa, evinden yüklediği bir sehpa ve sandalye ile inci-boncuk ne varsa satış yapmaya, para kazanmaya çalışıyor. ‘Ya bu iş yapılır mı? Ben bu işi yapmam, yapamam!’ denilen sözler eskide kaldı. Çünkü Adana gibi metropol bir şehirde maalesef istihdam, yani iş yok.

Bakmayın yetkililerin veya büyükk iş adamlarının, ‘Adana’da istihdam sorunu yok!’ dediklerine. Bu büyük bir yalan! Gerçi kendi söylediklerine, kendileri de inanmıyor.. Halk ağzında, resmen top çevirip duruyorlar. Geçiştirme laflarla, belli bir gruba hitap etmekle olmaz bu işler. Gerçi öyle yapmak zorundalar. Çünkü bu şekilde konuşmaları isteniyor. Çarşı-pazar dolaşmayan, sahaya inmeyen sayın yetkililer, ellerine tutuşturulan yalan-yanlış belge veya bilgilerle ağız birliği yaparak açıklamalarda bulunuyor. Bu yalanlara ortak olanlardan da alkış bekliyorlar! İlginç...   

Peki, gerçek ne?

Gerçek şu; İşsizlik, çaresizlik ve mecburiyet!

Şöyle ki; Üniversite mezunu bir genç düşünün..

Yıllardır okul sıralarında dirsek çürütmüş, bi’ dünya masraf etmiş ve zar zor mezun olmuş. Belki öğretmen, belki mühendis, belki de doktor olacaktı...

 Ama olmuyor, olamıyor!

 Çünkü bir türlü atanamıyor.

Yazıktır, günahtır!

***

İşte size güzel bir örnek; Üniversite mezunu olan, lakin bir türlü atanamayan bir kardeşimizin ağzından…

Bir ara, ayıptır söylemesi canım köfte-ekmek çekti. Evimize yürüme mesafesinde olan, eski bir minibüste sucuk-ekmek, köfte-kokoreç satan bir seyyar satıcıya gittim. Maksat aç karnımı doyurmak. Tezgâhta gencecik bir çocuk, aklımda da; ‘Acaba bu yaşta bu işi nasıl yapıyor? Nerden aklına geldi bu iş yapmak?’ sorusu varken, dayanamayıp sordum;

- “Kolay gelsin, işler nasıl usta?”

- ‘Nasıl olsun be abi? Çok şükür, ekmeğimizi kazanıyoruz.’

“Peki, bu işe nasıl başladın? Yani, neden bu iş?”

Hem köfteleri pişiren, hem de bana laf yetiştirmeye çalışan genç usta çekinerek cevap verir;

- ‘Valla, kardeşimle girdik bu işe. Elde yok avuçta yok! Ama harç-borç kurduk tezgâhımızı.’

“Nerdeyse her gün önünüzden geçerim, maşallah işler iyi gibi. Sen ne dersin?’

- 'Çok şükür, yavaş yavaş işler açılıyor. Belli bir kitlemiz, müdavimlerimiz oldu.’

“Önceden ne iş yapardınız?”

- ‘Kardeşim ve ben üniversite mezunuyuz. 4 yıl atama bekledik, ama bir türlü atanamadık. Biz de son çare bu işe girdik.’

“İyi kazanıyorsunuz ama. Bir işçinin 1 ayda kazandığını belki de 3 günde kazanıyorsunuz”

‘Çok şükür be abi.. Ama keşke kendi işimi yapsaydım!’

“Asıl mesleğin ne senin?”

‘Atanmış olsaydım matematik öğretmeni olacaktım. Kardeşim de makine mühendisliğini okudu. Ama bir türlü atanamadık. Kısmet değilmiş.’

O genç kardeşimizin, emekçi ustanın yarasını daha fazla deşmemek için konuyu kapattım ve “Buna şükür, bak dışarda neler var! Adana’nın neredeyse yarısı işsiz. Siz yine şanslısınız. İki kardeş kafa kafaya vermiş, ekmek paranızı kazanıyorsunuz. Örnek alınacak kardeşsiniz. Helal olsun size. ” dedim ve yemeğimi yiyip evime döndüm.

*** 

Demem o ki; ülkemizde üniversite mezunu birçok genç maalesef mesleklerini yapamıyor. Yılların emeği bir atamaya baktığı için, birçok gencimiz artık okumuyor, okumak istemiyor. Okula gidenler de, gittikçe artan maliyetlerin altında kalıyor ve okulunu bırakmak zorunda kalıyor. ‘Zaten atanamayacağım’ düşüncesi var kafalarda. O yüzden aklının ucuna dahi gelmeyen, tecrübesi olmadığı bir meslek seçiyor ve para kazanmaya çalışıyorlar.

Sizce bu adil mi? Bence hiç adil değil!

Sağlıcakla kalın…