Kötü havalarda insan dosta aç olur, bir araya geldiğinde de dost dosta ilaç olur.
Bahçede tek gül bir şeye benzemez, Öbek öbek olduğunda bahara taç olur. (Hz. Mevlana)
Bir araya gelmek başlangıçtır, bir arada durabilmek ilerlemedir, birlikte çalışmak başarmaktır.
Aynı şehirde yaşayan, aynı havayı teneffüs eden insanlar, sımsıkı birbirine bağlandıkça yeryüzünde onları dağıtabilecek bir güç düşünülemez.
Nedense yöre insanı olarak hep muhalefet olmayı, hep arayış içinde olmayı tercih ediyoruz. Şairin dediği gibi “Mutluluğu uzakta arayan insanlar bir gül bulurum ümidiyle gül bahçesinde, başlarını yukarıya kaldırarak yürürler, ayaklarının altında çiğneyip geçtikleri güllerin asla farkında varmazlar.” Mutluluğu uzakta aramayalım, Mutluluk işte burnumuzun dibinde.
Adana kimin? Bizim. Yağın var mı var, unun var mı var, şekerin var mı var ne duruyorsun ne yapayım helva yapsana.
Bu şarkı sözlerini çok kullanırız günümüzde. Hangi ortamlarda kullanırız, her imkânı olup da hiçbir şey yapamayanlara.
Gelelim yazıya dökmek istediğim konuya. Adana’nın deniz gibi ortasından geçen Seyhan Nehri var, dünyanın halen kullanılan en eski köprülerden Taş Köprü var, Tepebağ Evleri var, denizi var, yaylaları var, kaleleri var, Kale Kapısı, Ulu Cami, Ramazanoğlu Konağı, Büyük saat, Kazancılar Çarşısı var oğlu var.
Bunların dışında, Türkiye’de ilk karnaval Adana’da yapıldı. Portakal Çiçeği Karnavalı, Lezzet festivali, Altın Koza Filim Festivali vs.
Her şey var birliktelik yok.
Artık oncular, buncular olma günü değil.
Artık fevri ve keyfî davranma, hırslara esir olma, tribünlere oynama zamanı değil. Gün, küskünlükleri bırakma ve birlik olma günüdür.
Siyasette merdivenleri çıkarken aşağıya bakarsanız düşebilirsiniz. Gün geriye değil, ileriye bakma günüdür. Gün anti-siyaset değil, pozitif siyaset yapma, siyaseti toplumsallaştırma günüdür.
Kimsenin siyasi mobbingiyle muhatap olmadan, kendi işimizle, yani yurttaşın gündemiyle alakadar olmalıyız.