Neyi, ne zaman, ne kadar, kaç liraya, nerden alacağımı bilemiyorum...
Sabret.
Halim, ahvalim, hayalim ne olacak?
Sabret.
"Ağa'ya beleş, maraba'yla helalleş" anlayışına kim SON verecek?
Sabret.
Kim bizi bu karanlık dehlizden alacak?
Sabret.
Canı istediği zaman, istediği kadar ZAM yapan vicdan yoksunlarını kim durduracak?
Sabret.
Sofrasına eti, sütü, peyniri, yumurtayı ve dahi zeytini koyamayanların yüzlerini kim güldürecek?
Sabret.
Hesabım kaçık,
Sabret.
Beynim yitik,
Sabret.
Cüzdanım gidik,
Sabret.
Açım…
Sabret.
Açıktayım…
Sabret.
Kimsesizim…
Sabret.
Kimliksizim…
Sabret.
Tencerem kaynamıyor…
Sabret.
Her şeye zam geldi, bir bize yok…
Sabret.
Yetişemiyorum…
Sabret.
Dağınığım…
Sabret.
Dumanım tütmüyor…
Sabret.
Yettiremiyorum…
Sabret.
Dertliyim…
Sabret.
Divaneyim…
Sabret.
Bir yıldır evime et götüremiyorum…
Sabret.
Peynire hasretim…
Sabret.
Çocuğumu süt alamaz durumdayım…
Sabret.
Torunlarıma harçlık veremez hale düştüm, onlar bana harçlık veriyor…
Sabret.
Biçareyim.
Sabret.
Bitkinim…
Sabret.
Bitik’ im…
Sabret.
……..
Memleketimin güzel insanları aynen bu şekilde haykırıyor, isyan ediyor… Bunun nedenleri var, niçinleri var, olması gerekenlerin olamadığı, oldurulamadığı gerçeği var…
Hak var, hukuk var, alım terinin peşinde koşmak var… İnsanca yaşamak isteme talebi var…
Bu kadar VAR arasında, bu kadar haklı durum karşısında şu ses duyuluyor;
SABRET.
Neye sabret?
Nereye kadar sabret?
Üstte başta yoksa çoruna çocuğuna, torunlarına yetişemiyorsa; sabretse ne yazar, sabretmezse ne yazar be arkadaş.
Durum NET,
Bir o kadar da SARİH.
NET olmayan, NET bakmayan, NET görmeyen, görmek istemeyenlerde AT GÖZLÜĞÜ takmışken;
Bizler daha çoooook bakışırız, çooooook söyleniriz, çooook ağlaşırız.
KADI meselesindeki gibi.