‘Uyanın ve Hayal Kurun.’ Ünlü konuşmacı ve kişisel gelişim uzmanı Pat Mesiti, böyle sesleniyor insanlara…Hayal kurmak, hayal etmek, olmasını istediğiniz şeyi ya da şeyleri, hayalinizde yaşatmak, hayalinizde canlandırmak, size heyecan verir, azim verir, şevk verir, hırs verir, verir, verir, verir…!!!

Mustafa Kemal Atatürk’ünde hayalleri vardı, Türk Milleti adına…

Birinci dünya savaşı sona ermiş, galip devletler, Osmanlı’yı parça parça eden, SEVR ANLAŞMASINI imzalatmışlardı Osmanlı’ya… Koskoca İmparatorluktan geriye, 3-5 vilayet kalmıştı Türk Milletine..

İşte böyle bir ahvâlde Mustafa Kemal hayal kuruyordu, Türk Milletinin anayurdunu düşmanlardan temizlemek için.

23 Temmuz’da başlayan Erzurum Kongresi, 7 Ağustos 1919 ‘da bitmişti.Kongrenin bittiği gece,

8 Temmuz 1919 sabaha karşı, Mustafa Kemal Paşa,Mazhar Müfit’i yanına çağırır ve sorar: “Mazhar,not defterin yanında mı? Ama bu defterin yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar saklı kalacak. Bir ben, bir Süreyya, bir de sen bileceksin. Şartım bu...” diyerek notlarını yazdırır.

Notlar şöyledir:

Bir:Zaferden sonra hükümet şekli; Cumhuriyet olacaktır.

İki:Padişah ve hanedan hakkında, zaman gelince icap eden muamele yapılacaktır.

Üç:Tesettür kalkacaktır.

Dört: “Fes kalkacak, medeni milletler gibi şapka giyilecektir.”

Mazhar Müfit, istemeden kalemi elinden düşürür ve Mustafa Kemal’in yüzüne bakar;

“Darılma ama Paşam, sizin de hayalperest taraflarınız var ”deyince, Paşa da“ Bunu zaman tayin eder. Sen yazmaya devamet ”der ve beşinci olarak Latin Harflerinin kabul edileceğini söyler….

Mazhar Müfit anılarının bu kısmını şöyle sonlandırır: “ Paşam, Cumhuriyetin ilânını başaralım da yeter!...diyerek defterimi kapadım ve yanından ayrıldım”der.

“Zaferden Sonra Hükümet Şekli Cumhuriyet Olacaktır ” maddesi gerçekleşir.

Erzurum Kongresine müteakip yapılan Sivas Kongresi’nden sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM) 23 Nisan 1920’de kurulur ve emperyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı,9 Eylül 1922’de İzmir’de Yunanların denize dökülmesiyle zaferle sonuçlanır.Zaferi izleyen süreçte TBMM’de yaşanan bakanlar kurulu krizi, 27 Ekim 1923 günü Ali Fethi Bey başkanlığındaki hükümetin istifasıyla sonuçlanır.Ancak dünyada örneği görülmemiş olan “TBMM hükümeti” yöntemi,krizler nedeniyle sürdürülemez duruma gelmiştir.

Yeni hükümet kurulamayınca Atatürk, çalışma arkadaşlarını akşam Çankaya Köşkü’ne davet eder ve İsmet İnönü ile yeni yönetim şeklini konuşur ve “Cumhuriyet” kararını kesinleştirirler ve 29 Ekim 1923 günü TBMM’nde Cumhuriyet kabul edilir ve Atatürk ilk Cumhurbaşkanımız olur.

Cumhuriyet Sonsuza değin Yaşayacak…

Günümüze gelince... Kimilerimiz Cumhuriyet konusunda karamsar yorumlar yapıyor. Kimimiz de Atatürk ve ailesine, son derece yakışıksız, son derece seviyesiz bir şekilde dil uzatıyor.

Örneğin: ‘’Cumhuriyetin kazanımlarına veMustafa Kemal Atatürk'ün büstlerine saldırılıyor,

“Ne Mutlu Türküm Diyene" sözüyle bir araya gelen Türkiye halkını bölmek için, kardeş kardeşe kırdırılıyor, Cumhuriyetin bütün ilkeleri katlediliyor.”Gibihaber ve yorumlar yapılıyor.Bütün bunların sonucunda umutsuzluk sözleri yaygınlaşıyor.

Tespitler doğru,ancak umutsuzluk sözlerine de katılmak olası değil.

Umutlu olmak için Cumhuriyetin gerçekleşen birikimlerine de bakmak gerekiyor

Mustafa Kemal Atatürk’ün Mazhar Müfit’e not ettirdiği günlerden tam 98 yıl geçmiş bulunuyor. O’nun yazdırdığı beş hedefi yakalamadık mı?

Umutlu Olmak İçin Gelinen Yere Bakmak Gerek.

Günümüzde elbette sorunlarımız var.Ancak geldiğimiz noktada,beş hedefi yakalamış olmamız yanında iki tespit daha yapmak gerekir.

Bir: Mustafa Kemal Atatürk’ün,İş Bankası’nı nasıl kurduğunu anımsayalım…

Cumhuriyet ilân edilmiş ve ‘Kuruluş Dönemi’ başlamıştı. Yeni Türkiye devletini, aşılması gereken ekonomik ve sosyal sorunlar bekliyordu. Bu dönemde ekonomiyi parasal olarak destekleyecek, gerektiğinde çeşitli alanlarda sanayileşme hareketinin başlatılmasına, kendi kaynaklarıyla katılabilecek milli bir kuruluşun doğması ve milli bankacılık sisteminin oluşturulması gereksinmesi derin bir şekilde hissediliyordu. Ortalıkta yeterli para ve nitelikli uzmanda olmamasına karşılık, bu gereksinmeyi karşılayacak ulusal bir banka fikri görüşüldü ve İş Bankası kuruldu.

İş Bankası,Genel Müdürü Celal Bayar'ın liderliğinde iki şubeyi ve 37 personel ile hizmete başlattı. Nominal sermayesi 1 milyon TL'ydi. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL'lik bölümü ise Atatürk tarafından karşılanmıştı.Üstelik Celal Bayar’ın bankacılık konusunda bilgilerinin sınırlı olduğu,hukuk ve bankacılık dallarında iş hayatına atılarak kendini geliştirdiği biliniyordu.

Şimdi geldiğimiz noktada her konuda sınırsız yetişkin elemanımız olmadığı söylenebilir mi?

İki:Türk Halk Oyunları’nı yok etmek olası mı?

Halk oyunları toplumun kültürel özelliklerini yansıtan; sevinci ve üzüntüyü tanımlayan, müzikli, tek kişi ve gruplar halinde yapılan, belirli hareketlerin birleşimidir. Nişan, evlilik ve sünnet törenlerinde asker uğurlamalarında, yaylaya çıkış ve inişte, doğumda, dini ve milli bayramlarda, barana, sıra gezmesi, yaren sohbeti gibi toplantılarda oynanır.Türkiye’de 4 binin üzerinde oyun bulunmaktadır. Bu özelliği ile dünyada tektir. Her yörenin farklı oyunları, giysileri ve müzikleri vardır.

Peki,bu konuda üç soru soralım.

Bir:Halk oyunlarımız,kadınlı erkekli danslar değil mi? Bu oyunları kadın ve erkek olarak

ayırabilir miyiz?

İki:Halk danslarımız bizi birleştiren, geleceğe ait beklenti ve umutlarımızı besleyen,

etkinlikler değil mi?

Üç: Türk Halk Oyunları dinlenip, seyredildiğinde duygular ortak tezahür etmiyor mu?

Özetle;kim ne derse desin,Cumhuriyet’i kuranların hedefi,yolu ve birikimleri yeni kuşaklar tarafından sahiplenilmiştir,geriye dönüş olmayacaktır. Umutsuzluğa kapılmak için bir neden yoktur.

Yazımızı,14 Ekim 1925 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’in tanımlamasıyla sonlandıralım…

“Cumhuriyet, ahlâki, erdeme dayalı bir idaredir. Cumhuriyet erdemdir.

Sultanlık, korku ve tehdide dayalı bir idaredir.

Cumhuriyet erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.

Sultanlık korkuya, tehdide dayalı olduğu için, korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir.

Aralarındaki fark bundan ibarettir.”

SON SÖZ: ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE, YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ.’’