‘’İslam’dan önce ben ve bugün halife olan Hz. Ömer İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık. İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydular. Çok kalabalık bir çete grubuydu, bir şey yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Sonra da; gidip krala durumunuzu anlatın, o adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder, dedi. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikâyetimizi, bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra, her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi.

Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım, teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık. Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi. Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2’şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin, dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.

Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya sorduk. Neler oluyor dedik. Hancı şöyle dedi: Sizin develerinize el koyan kişi Nuşirevan’ın büyük oğlu ile veziridir.

Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar. Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nuşirevan’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş. Ben sizinle gidip durumu anlatınca Nuşirevan bu oyunu anladı. Ama neden ayrı kapılardan gidin, dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız, dedi. Hz. Sad, anlatmaya devam ediyor: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm.

Halk toplanmış seyrediyordu. Sordum kim bunlar ve suçları ne, diye. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikâyetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük. İşte Hz. Ömer senin eline verdiği deri parçasının üzerine ‘Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim’ sözüyle bana bunu hatırlatıyor. ‘Halkına zulmedersen seni darağacına çekerim’ diyor. ‘‘Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nuşirevan’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi. Şimdi anladın mı neden benim benzim sarardı?’’

Bu hadiseyi bire bir yaşayan Yahudi vatandaş, hem arsasını hibe etti ve hem de İslam’a girdi.Dostum, mesajına bir de şu notu eklemiş: “Fazla söze gerek var mı sizce? Bence hayır. Bir yerlere adam seçerken, birilerine yetki verirken, kul hakkı söz konusu olduğunda, ceza ve mükâfat dağıtırken, acaba Hz. Ömer gibi kılı kırk yarabiliyor muyuz? Sözüm elbette sadece yetkililere değil, herkese ama başta kendi nefsim olmak üzere herkese”. Medine’deki halifenin mektubu bugün İslam coğrafyasında muhatabını aramaya devam ediyor.
Evet, bu menkıbe de bize gösteriyor ki; iltimas ve haksız yere yapılan korumacılık, adaletin en büyük düşmanıdır. Ne olursa olsun, kim olursa olsun, adaletin eşitlik ilkesi bozulmadan uygulanmalıdır. Toplumun refahı, toplumun huzuru, asayiş ve güvenliğin düzgü çalışması

buna bağlıdır. Bir insanın en temel hakkı adalettir, hakkaniyettir. İnsanlar devletine, hükümetine, Milletine adalet ve hakkaniyet duyguları ile bağlanırken, o insanları, o Milletleri yönetenlerde, kendini değil, halkını, Milletini düşünerek, işlerinde adil ve hakkaniyetli olmalılar. Kayırma, koruma, iltimas geçme gibi adalet duygusunu yok edecek tavır ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

Bu gün, çok uzağa gitmeden, Müslüman ülkelerden başlayan Göç ve Mültecilerin durumuna bir bakalım; Neden 57 İslam ülkesi dururken hep batıya gitmek isterler. Hem de Hristiyan ülkelere…??? Katar, Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, İran, Ürdün vb. gibi zengin, gelir düzeyi çok yüksek Müslüman ülkelere gitmezler? Bunun cevabını her kes biliyordur. Ancak birilerinin işine gelmiyor bu gerçekler.

SON SÖZ:’’ KESER DÖNER SAP DÖNER, GÜN GELİR HESAP DÖNER.’’