24 Haziran seçimleri sona erdi. Gözler, yeni yapılanmaya yönlendi. Her yeni hareket, her yeni oluşum şüphesiz ki, halkı yeni umutlara, yeni beklentilere sevk eder. Daha iyi bir yaşam, en başta gelen istektir. Elbette ki mevcutlarını yani, elindekileri yitirmeden, üzerine koyarak...

Bu noktadan hareketle seçim sonuçlarını nasıl okumalı?

Önce biraz geriye gidelim. Seçim öncesi kaleme aldığımız bir yazımızda, “Halkın Gerçek Gündeminin Aş-İş-Güvenlik olduğunu”, oy tercihlerinin, büyük bir ölçüde adayların bu konuda getirecekleri önermelere bağlı olduğuna değinmiştik…

Ve de, varolan sistemin neo-liberal politikalar doğrultusunda oluşturulduğunu ve bu politikaların yarattığı durumu kısaca şöyle özetlemiş:

*Dış borçlar, Uluslararası Para Fonu dahil, 2002’de 130 milyar dolar iken bugün bu borç 454 milyar dolara yükselmiş bulunuyor, neredeyse son on altı yıl içinde borç artışı dört kata yaklaşmış.

-Devlet bütçesi ve dış ödemeler dengesi, sürekli açık veriyor. Türkiye ithalat cenneti durumuna geldi.

*İhracatımızda yüksek teknoloji üretimi malların oranı, yüzde 1.5-2’yi bile bulmuyor.Katma değeri yüksek, rekabet edebilir ürün skalamız son derece düşük.

*Kentlerde sanayi ve hizmetler sektöründe büyüme hızı, artan nüfusu karşılamakta zorlanıyor duruma geldi.

*Tarımda da çiftçilerin para kazanamaması nedeniyle üretim geriledi ve tarım ham maddeleri açısından dışa bağımlılık giderek arttı. Kaldı ki, daha önce ürettiğimiz bir çok tarımsal ürünü de, ithal eder duruma geldik.

*Kırdan kentlere göç hızlandı, ancak kentlerde de iş olanakları sınırlı olduğu için, çiftçiler kentlerin en yoksul semtlerinde yaşamak zorunda kaldılar.

*Gelir dağılımı, 1980 öncesinden daha kötü bir duruma geldi, yoksulluk arttı.

*Eğitimde gerilemeler ve dengesizlikler doruk noktada. Üstüne üstlük, eğitimde birlik ilkesi ortadan kalktı.

*Genç eğitimli yurttaşlarımızın büyük bir çoğunluğu ise yurt dışına gitmek isteğinde. Beyin göçü bir türlü önlenemiyor..

*Dışa bağımlı serbest piyasa uygulamaları, emek eksenli çelişkilerin unutulmasını sağlamak için dinsel, mezhepsel ve etnisite sorunlarını ortaya çıkardı.’’

Millet İttifakı Neo-Liberal Politikalara Karşı Çıktı Mı?

Seçim sunucunu, cumhur ittifakı cumhurbaşkanı adayına karşı aday gösteren millet ittifakı parti adaylarının ekonomi-politika temelinde söylemlerini bakarak sorgulayalım ve soralım:

*Millet ittifakı, cumhurbaşkanı adaylarının, neo-liberal politikaları sorguladığını hiç duydunuz mu?

*Millet ittifakı, cumhurbaşkanı adayları, eşitlikçi bir büyüme için yeni bir ekonomi-politika izleyeceklerine dair güçlü bir önerme yaptılar mı ? Proje sundular mı halka?

*Millet ittifakı cumhurbaşkanı adaylarının, şeker fabrikalarının özelleştirmesi dışında özelleştirme politikaları karşıtı bir söylemi var mıydı?

*Millet ittifakı, cumhurbaşkanı adayları, özgür sendikacılık neler söylediler?

*Millet ittifakı, cumhurbaşkanı adaylarının, tarımsal kesimin örgütlenmesi ve kooperatifleşme, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ağalığın tasfiyesi için herhangi bir planları var mıydı? Bir proje söz konusu oldu mu?

*Millet ittifakı, cumhurbaşkanı adaylarının, sağlık ve eğitim konularında sosyal devleti inşa edeceklerine dair yaklaşımları neydi?

*Millet ittifakı cumhurbaşkanı adaylarının tüketiciler mal ve hizmetlere daha ucuz nasıl ulaşabilecekleri konusu akıllarından geçti mi?

*Yoksa Millet ittifakı cumhurbaşkanı adaylarının, “biz sosyal, daha doğrusu yoksulluk paralarını daha yüksek tutacağız” söylemleri aklımızda kalan tek önermeleri değil miydi?

Oysa halkın talebi, daha iyi bir yaşam. Ancak elindekini de yitirmek istemiyor.

Var olan sistem, sürdürülebilir bir yoksulluğu kullanıyor. Bu sınıfsal ve sosyal bir olgu. Yoksullar, sn. Erdoğan’ın yoksullara yönelik bir sistem kurduğuna inanıyor. Sosyal yardımlar hâlâ çok önemli. Ülkede çok az istisna dışında, hayat yoksullar için devlet ve kamu desteği sistemiyle sürüyor. Sosyal devlet ilkesi ile yardımlar sürüyor.

Elbette, yoksulluk AKParti ile başlamadı ve tek nedeni de o değil. Ancak, dönemsel değişimler yaşanıyor. Yoksulluk arttı. Bilhassa küçük çiftçi, emekliler ve yeşil kartlılar bu kategoride yer alıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 2017 yılında sosyal yardım alanların sayısını, 10 milyon 610 bin 928 olarak açıklamıştı.

Milyonlarla ifade edilen “yoksul seçmen,” yardımlar olmaksızın yoksul yaşamlarını bile sürdüremez durumda. Seçmen eldeki kuşu kayıp etmek istemiyor.

Bir başka deyişle, dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak istemiyor.

Muhalif partilerin, seçmene daha iyi bir yaşam için uygulanabilir bir ekonomi -politika önermeleri gerekiyor.Bunun da üç ayağı var.

Daha iyi bir yaşam vaat eden, ekonomi politikayı içeren sağlam ulaşılabilir bir program.

Söylediklerini yapabilecek, güven ve umut verecek bir toplumsal kadro ve önder.

Ne yazık ki Millet İttifakı bundan yoksun. Cumhur İttifakı halkı ikna etti ve seçildi.

Bahane üretmenin bir anlamı yok. Uzun lafın kısası; kim daha iyi ise, o kazanır. Nitekim de öyle oldu.

SON SÖZ:’’ SORUNUN DEĞİL, ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLMALISINIZ.’’