Hertz ve Lodge, verici ve alıcı cihazları belirli bilimsel ilkeleri kanıtlamak amacıyla yapmışlardıama, yine de Lodge, Alman meslektaşına kıyasla, teknolojik sorunlarla daha fazla ilgileniyordu. Sözgelimi, elektrik dalgaları üzerine yaptığı araştırma, fırtınalı havalar sırasında yeterli koruma sağlayamayan yıldırımsavarların gelişkin hale getirilmesine yönelik bir araştırmadan türemişti.
Uygulamaya yönelik ilgisine ve elektromanyetik ışıma hakkındaki üstün bilgisine rağmen Lodge, telsiz telgraf düşüncesine ilk yönelenlerden birisi olamadı.
1892 yılında bir başka İngiliz fizikçi (tabi ki o da bir Sir), Sir William Crookes, popüler bir bilim dergisinde, Hertz'in keşfettiği dalgaların mucizelerini öven bir makale yazmıştı. Crookes'in kehanetlerine göre bu dalgalar, gelecekte hava koşullarının kontrol edilmesini, daha iyi ürünler yetiştirilmesini, aktarım telleri kullanmaksızın evlerin aydınlatılmasını sağlayacaktı; o sıralarda ise tellere, direklere, kablolara veya pahalı aletlere gerek duymayan bir telgraf sisteminin yaratılmasında kullanılabilirlerdi.
Tarihçi HughG.J.Aitken ise, 1892 yılının telsizle iletişimin gelişiminde bir sınır çizdiğine inanıyor. Önceleri, elektromanyetik dalgalar üzerine yapılan deneyler, MaxwellKuramı'nı geçerli kılma amacını güdüyordu. Ama, 1892 yılından sonra deney yapan kişiler, sinyal gönderme sistemlerine, yeni cihazların geliştirilmesine veya icat edilmesine ve bilimsel makaleler yerine, Patent başvuruları gerektiren ticari gelişmelere yöneldiler.
Lodge, 1894 yılında İngiliz Bilim Geliştirme Derneği'nin yıllık toplantısında, icat ettiği vericiyi tanıttı. Yaklaşık 55 metrelik bir uzaklığa, mors alfabesiyle sinyaller gönderdi ve telsiz telgrafın sunacağı olanakları anlattı. O sıralarda Lodge, telsizle iletişim konusunda bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyordu ve bu alandaki bilgisi oldukça fazlaydı.
Bunun yanı sıra, bu konunun gelecekte çok büyük bir etkiye sahip olacak yönleri üzerinde de çalışmalarda bulunuyordu ki, bunlar arasında en önemlisi 'seçici akort' tu. Bu buluş, telsizle iletişimden yararlanan kişilerin daha düşük frekanslarda haberleşmelerini sağlayacak ve böylelikle başka sinyallerin araya girmesini engelleyecekti. Hani bir söz vardır; ‘’Nereden nereye ?’’ diye…O günlerin ilkel telefonundan bu günlerin akıllı telefonuna geldik. İlkokul talebesinden, orta tahsile, üniversite öğrencisinden iş adamına, ev kadınından, işli, işsiz, yaşlı insanına kadar her kesin ve her kesimin elinde akıllı telefon…Artık telefonlar elimizden düşmeyen cihazlar konumunda…
Telefonu elimize aldığımızda ağzımızdan çıkan ilk ve tek sözcük; ‘Alo’ olur, malum. Bu sözcük ise telefonla konuşmanın bir şifresi değildir. İletişimi sağlayan ilk bağ, ilk köprü sözcüğüdür.Karşı taraf ile ile yapılan ilk telefon konuşmasının simgesidir.
Pekala… Bu ‘ALO’ kelimesi nasıl oluşmuş? GrahamBell telefonu bulduktan sonra, sevgilisi ile görüşme yapmaya başlar. Sevgilisi : AlessandraLolitaOswaldo isminde biridir.
’Bell ve sevgilisi sadece kendi aralarında konuşabildiklerinden, Bell’in telefonu çaldığında arayan kişi sevgilisi AlessandraLolitaOswaldo’dan başkası değildir.
Bu telefon sohbetleri devam ederken, kendisini sevgilisinin aradığını bilen GrahamBell, sevgilisinin uzunca olan adını kısaltarak sadece “AleLolos” demeye başlamıştır.
Bir süre sonra bu kısaltmayı da iyice kısaltarak sadece “Alo” demeye başlar.
AlessandraLolitaOswaldo ise, tüm zamanını telefonu yaygınlaştırmak amacı ile yoğun ilgisini sadece bu alana yönelttiğinden, Bell’ den sıkılır, uzaklaşır ve terk eder.
Bu gelişmeler sırasında da Bell icadının patentini almış ve 1877 yılında da Bell Telefon Şirketi kurulmuştur.
Yaşlanan Bell, telefonu tüm kente yaymıştır ama bir gün kendisini terk eden sevgilisinin kendisini yeniden arayacağını umut etmekte ve telefonu her çaldığında ağzından çıkan tek ve ilk sözcük sadece “Alo” olmaktadır.
O günlerin yeni cihazı olan telefonu kullanan kişiler de, bu aygıtın kullanılması yönteminin ve hatta açılım şifresinin “Alo” kelimesi olduğuna inandıklarından, bu sözcük bir kullanım modeli olarak yerleşmiştir. Ki, konuyu öğrenenler bile GrahamBell’e saygılarından gene “Alo” demek alışkanlıklarını terk etmezler.
Artık hepimizin bir alışkanlık haline getirerek kullandığımız “Alo” sözcüğü (ki, bazılarımız kendilerince bu kelimeyi kibarlaştırdıklarına inanarak “Hello” demektedirler!), Bell’in sevgilisinin kısaltılmış adıdır; “A-lessandraL-olitaO-swaldo.”
Araştırmacı kimliği nedeni ile başka çalışmalara da, imzasını atmıştır. Anımsanan ikinci bir buluşu ise aşırı büyüklükte üçgen yapılı bir uçurtmaya bağladığı kutularla,insanları taşımak becerisidir. Ki, bu araçla kendi çalışma atölyesinin yanındaki derenin üzerinden uçarak geçmeğe başlamıştır.
Alexander GrahamBell 1922 yılında öldüğünde de, telefonun mucidi olan bu bilim insanına saygıdan ötürü, telefon hatları iki dakika süre ile kesilmiştir.
İşte günlük yaşamamızda yüzlerce kez dediğimiz ‘ALO’ nunhikayesi böyle…
SON SÖZ:‘’ KIYIYI GÖZDEN KAYBETMEYE CESARET EDEMEYİNCE İNSAN, OKYANUS KEŞFEDEMEZ.*André Gide*