Ülke gündeminde yatırıma, üretime dönük bir gelişme yokken, siyasete dair sayısız gelişmeler yaşanıyor. Ama nafile. Karın doyurmayan, enerjimizi boşa harcatan, ekonomi ve piyasalara zarar veren, bi yığın kısır çekişme, asıl konulara odaklanmamıza engel oluyor.

Bu şartlar ne yapmalıyız? Kanımca yapılacak en doğru şey; gerçekleri görmezden gelmemek, gerçeklerle yüzleşmek, rasyonel olmak ve reel düşünmektir.

Evet, gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Ama bunu önce herkesin kendi içinde, kendi nefsinde yapması gerek. “Başkasına öğütlediğimiz şeylerin kendi nefsimizdeki karşılığı ne?”

Herkes karşısındakinin gözünde çöp ararken, kendi gözündeki merteği görmüyor, görmek istemiyor. Herkes ısrarla karşısındakinin değişmesini istiyor. Ötekileri terbiye etmeye çalışıyor. Asıl yanlış da zaten burada.

Odalar, vakıflar, dernekler, STK’lar, sendikalar, tarikatlar kendini değiştiriyor mu ki, ya da değiştirmenin gerekliliğine inanıyor mu ki! Herkes kendini hakikatin merkezinde görüyor.

Bunlar kendilerini hakikatin merkezinde gördükleri için istişare ve şuraya da gerek görmüyorlar. Kimi sırtını devlete dayamış, istihbarat raporları ile her şeyi bildiklerini düşünüyorlar. Kimileri, 3’ler, 7’ler, 40’lar diye gidiyor. Kimsenin bir dediği ötekini tutmuyor bu arada.

AK Partinin aday belirlemede, siyasi ve bürokratik atamalarda, iş yaptıkları iş adamlarını seçerken ne kadar isabetli kararlar aldıkları ortada.

Gerçeklerle yüzleşmek, bu anlamda kulağa hoş gelen, pratikleri açısından içi boş bir söz haline geliyor.

Şu kaygı giderek yaygınlaşıyor: “Paralel devlet”ten kaçarken, paralel “paralel parti” çıktı ortaya. Hani şu AK Parti içindeki AKP’liler. Onlar da İslami değerleri öne çıkartanlardan şikâyetçi. Bunlar medyayı ele geçirdiler ve sosyal medya üzerinden toplumu yönlendirmeye çalışıyorlardı ama olmadı işte. Media bir politik bir illüzyon arayışında. AK Partinin kendi tabanıyla da, toplumun diğer kesimleri ile de olan bağlantıları çöktü. Birileri din, tarih, gelenek, çıkar ilişkileri üzerinden siyaseti meta haline getirmeye çalışıyor sanki. Ve de yiyici, tufeyli bir iş adamı tipi türetildi. Bu yamyamlar yiyecek bir şey bulamazlarsa birbirlerini yerler... Sermaye, siyaset ve bürokrasi arasında “Win win” düzeni, çıkara dayalı bir “Şeytan üçgeni” oluşturur. Siyasette ve piyasada bir kara deliğe dönüşür bu üçgen ve sonunda kendi içine çöker.

Eski Başbakan Davutoğlu da, bu şikâyetleri aktaran bir açıklama yaptı geçen gün. Bugünlerde bu çevrelerden en çok konuşulan konular bunlar.

Birileri çıkıp siyaset adına medyayı böyle paspas haline getirmemeli. Dini metalaştırmamalı. Cemaati çıkar ilişkilerine alet etmemeli. STK’ları arka bahçelerine dönüştürmemeli.

İmamoğlu’nun Maltepe performansı bu anlamda “işin formülünü kaptığını” gösteriyor. “Üstü Fatih, altı Şişhane” bir karikatür var ortada. Turhan’ın AB ile ilgili “domuz sürüsü içinde bir kuzuya’’ benzettiği karikatürünün dışında bir de böyle karikatürü vardı. Üstü çarşaf, altı mini etek!” ‘’Bizim mahalle medyası diye tanımlanan medya ” itibar etmese de, Maltepe’ye katılım iyiydi.

AK Parti ve MHP şu ittifak işinin şeklini yeniden gözden geçirmeleri gerek. BÇG ile zımni ittifakın da şekli yeniden gözden geçirilmeli. Başörtülü hanımların topluca anıtkabir ziyareti ile bu işler sürdürülemez. Liberallerle ittifakın ölçüsü ne sahi. NATO ittifakı, AB ittifakı derken durum ortada.

FETÖ ile mücadelede ve devam eden yargı sürecinin yeniden gözden geçirilmesi gerek.

Cumhurbaşkanlığı sistemi bu şekilde sürdürülemez. Politika kurullarında dağ fare doğurdu. Hani bakanlıklar icracı olacaktı? Hiyerarşi büyük yara aldı. En son şu tarım politikasının belirlenmesi süreci tam bir felaketti. Neyse ki, reform paketinin açıklanması ertelendi. Ertelenmeyip o plan tepeden tırnağa yenilenmeli. 2 liraya ürettiğini sütü 170 kuruşa satın alamazsınız, hem de parasını, aylar sonra ödeyerek.

Önce şu seçim tartışmalarından bir kurtulalım. Sonra, hükümet ve yerel yönetimlere mal ve hizmet satan ya da müteahhitlik yapanlara kamu borçlarını ödeyin. Alacaklarının bir kısmı kamu borçlarına mahsup edin. Kamu kaynaklarından Barter mi yaparsınız. Kamu borcunu vadeli bono ile mi ödersiniz, karar verin. Yoksa bu sistem domino etkisi yapar, şirketler bankaların, bankalar hazinenin üzerine çöker.

Piyasa üzerinde baskı kuran, sırtını siyaset ve bürokrasiye dayayan ‘ali kıran baş kesen’ yamyamların baskısını kırın. Ve bir diğer acil konu: Siber güvenlik. Bu yoksa siber altyapıyı kurmamışsanız, her anlamda, ne zaman başınıza ne geleceğini bilemezsiniz. Altın karşılığı sanal para yıllardır gündemde. Yine aynı şekilde serbest finans bölgesi acil ihtiyaç. Global bir medya networku ile kendimizi dünyaya doğru anlatmamız gerek. Ama bunları kimseyle oturup konuşamıyoruz bile. İnsanlar hep akçalı işlerle meşgul.

Aile, gençlik, tarım, adalet, sağlık, uluslararası ilişkiler, daha birçok konuda yapılması gereken çok iş var.

17 Senedir Ülkeyi yönetenler çok sıkı tedbirler almalı. 2002-2007 dönemindeki fabrika ayarlarına dönülmeli.Önce teşkilatın tepeden tırnağa gözden geçirilmesi gerek. Şu yamyam işadamlarından partinin yakasını kurtarması şart. Bürokrasinin temizlenmesi gerek. Milletvekillerinin akçeli işlerinin takibi gerek. Basın her yönü ile felaket. Mevcut radyo, TV, gazete dibe vurdu. Tirajları hayali. İnternet medyası başka bir âlem. Sosyal medya trollere teslim. Medya “sahibinin sesi” oldu, inandırıcılığını ve ciddiyetini kaybetti. STK’larla, vakıflarla, odalarla ilişkilerin gözden geçirilmesi gerek. Üniversitelerin hali yürekler acısı. FETÖ’cüler fink atıyor her yerde. “Diplomalı cahillerin fabrikası” gibi çalışıyor fakülteler.

Bazı şeyler için çok geç kalındı. Böyle devam ederse, dibe vurmak kaçınılmaz. Bugünkü kriz, bu anlamda kuruluş için bir sıçrama tahtası rolü üslenebilir.

Değişim kaçınılmaz. Değişim gerçekleşmezse, millet tercihini değiştirir. Zaman zaman bu ve benzeri gerçekleri yazıyoruz, çiziyoruz ama değişen bir şey olmuyor. Böyle giderse, gelecek günler, geçen günleri aratabilir.. Vakit geç olmadan bu yanlış gidişat düzeltmeli, yenilenmeli.

SON SÖZ: SON PİŞMANLIK FAYDA VERMEZ.’’