03 Mayıs 2019 Cuma günü yayımladığımız birinci bölümün devamı…
Bunu takiben PTT, Netaş’a ilaveten Teletaşın da sayısal telefon santrali imaline başlaması ile anahtarlama sistemlerinin sayısallaşmasına ve verdiği hizmetlerde çeşitlendirmeye (paging, faximile, data iletişimi, mobil telefon) başlamıştır.
Neticede, PTT Genel Müdürlüğü, postadan ayrılarak özelleştirilmesinden (Türk Telekom) önce, sabit telefon yoğunluğunu 25’e, yani her aileye 1’e çıkarmış, kalite ve hizmet çeşitliliği yönünden gelişmiş ülkeler seviyesinde bir haberleşme şebekesi inşa etmiş bulunuyordu. Belki de daha önemlisi; bu şebeke, büyük yerli katkı yanında, önemli miktarda özgün ürün kullanılarak oluşturulmuştu.
Bu sonucun elde edilmesinde kullanılan en önemli iki araç kuşkusuz Teletaş (PTT ARLA) ve Netaş’dır. Bunların etrafında oluşan yan sanayi ile telefon kablosu imal eden kuruluşları da eklemek gerekiyor. Yanlış özelleştirme politikaları ile kurulmuş olan telekomünikasyon sanayisinin teknolojiyi takipten alıkonulma ve etkisiz hale getirilmesi, ayrı ve uzun bir konudur.Yukarda da belirtildiği gibi, Türk ekonomisinin kronik hastalığı dış ödemeler dengesizliğidir. Üretmek ve üretken olmanın bu dengesizliğin ve kalkınmanın vazgeçilmez çaresi olduğu, Cumhuriyetin ilk yıllarında gayet iyi kavranmıştı. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planının uygulandığı 1934-1938 aralığını da içine alan; 1930-1938 döneminde dış ödemeler dengesi hep fazla vermiştir. Üstelik bu dönemde, Osmanlıdan kalan Düyunu Umumiye İdaresinin borçları da ödenmiştir.
Merkez Bankası (MB) iktisatçılarının Türkiye imalat sanayisinin yapısını inceleyerek hazırladıkları raporda şöyle bir hükme vardıkları ifade ediliyor (Ege Cansen, Yapısal Çaresi Yok mudur?, Sözcü, 28 Şubat 2019):
Türkiye ekonomisinde ithalata bağımlılık sorunu, esas itibariyle yapısal bir nitelik taşıyor. Ülkemizin doğal kaynak yapısı, hammadde ve ara malı üretimine yeterli kaynak ayrılamaması, kaliteli ara malı temininde güçlükler, firmaların yüksek katma değerli aşamalarında uzmanlaşmamış olması gibi nedenlerle, ithalata bağımlılık yüksektir.
Ege Cansen, haklı olarak, sorun yapısal olduğuna göre, çözümün de yapısal reform olması gerektiğini belirterek yazısının başlığına koyduğu soruyu soruyor: Yapısal çaresi yok mudur?
- yukarda verilen tespiti yanında, davranışlarda bir kabul ediş, hatta teslimiyet, silkinme ve kendine gelme isteksizliği göze çarpıyor.
Burada şu suali sormak hatıra geliyor: İmalat sanayimiz MB iktisatçıları raporunda tarif edilen duruma nasıl geldi, veya niçin buna evrildi?
Bence bunun iki ana sebebi var. Birincisi, ithal İkamesi sisteminin uygulandığı, 1963’de başlayan planlı dönemde, dövizin ucuzlayıp bollaştığı her fırsatta, popülist siyaset uğruna, ara mallar için ithalat kapılarının açılarak bunlarla ilgili yatırımların yapılmasını engellemek olmuştur. Böylece yatırım malı imalatına geçiş de gerçekleşememiştir. İkincisi ise; karma ekonomik sistemin terkedilip, 1980’den günümüze kadar devam eden 24 Ocak 1980 kararlariyle başlayan, sözde serbest piyasa ekonomisi, gerçekte neoliberalizmin uygulanmasıdır. Bu dönemde neredeyse bütün sübvansiyonlar kaldırılmış ve imalat sanayisi yabancı şirketler karşısında korumasız bırakılmıştır. Özelleştirme yolu ile verilen zararlar da ortadadır.
Yapılması gerekenin, merkezinde üretim kampanyası bulunan yapısal değişiklikler olduğu, yakın geçmişte hiç bu kadar açık şekilde belirgin olmamıştı. Bu söylediğimiz kuşkusuz, çılgın, zamansız, önceliği olmayan projelerden ve har vurup harman savurma alışkanlığından vaz geçmeyi de ihtiva ediyor.
Bir taraftan dünyanın ilk on ekonomisi arasına girmek, ar-ge harcamalarını GSYİH’nın %3’üne çıkarmak gibi büyük hedefler tanımlıyoruz, diğer yandan bunlara ulaşmak için, gerekli büyük projelerimiz yok, ya da yanlış seçilmiş (kanal İstanbul gibi)projelerle zaman yitiriyoruz. Sanki her şeyi KOBİ’lerden bekliyoruz gibi, bir manzara ile karşı karşıyayız. Şüphesiz KOBİ’ler desteklenmeli, onların ekonomideki önemli yeri yadsınamaz. Devlet,girişimciliği desteklemelidir. Müteşebbisi teşvik etmeli, bilhassa ‘’Start-Up’’ şirketler, özenle desteklenmelidir. Bunu zaten Cumhuriyetin kuruluşundan beri yapıyor. Ancak, büyük hedeflere bu yol ile ulaşılamaz. Bunun için büyük şirketlerle sağlanan özel sektör-devlet işbirliğine ihtiyaç vardır.
Salı günü devam edeceğiz…