Bazen düşünüyorum da… Yıllar nasıl su gibi akıp gitti ve hayatımızda ne çok şey değişti.

İnsan hayatının en önemli gereksinimlerinden biri şüphesiz ki iletişimdir. Bilhassa sözlü iletişim de telefonun rolü çok büyüktü.

Türkiye’de telefon haberleşmesi çok kötü durumda idi. Çevirmeli ve manyetolu telefonlar, uzun yıllar hayatımızdan eksik olmadı. Postaneye git, hangi il ve İlçe’de kiminle görüşeceksen, sıraya gir ve yazdır. Sonrasında saatlerce bekle… Aman Allah’ım, ne çileli günlerdi.

Telefon abonesi olabilmek için, bilhassa büyük şehirlerde, on seneyi aşan süreler beklemek gerekirdi. Kişilerin mesleklerine, kurumların özelliklerine göre hazırlanmış öncelik listeleri vardı. Hastane, itfaiye, emniyet, doktorlar bu listelerin başında yer alırdı. Bir çok şehirde bekleyenlerin listesi mevcut abonelerden fazla idi. Bu uzun süre zarfında meydana gelen adres değişiklikleri, müracaat sahibinin vefatı gibi olaylar bir sürü yeni kağıt işi ortaya çıkarırdı. Telefon Başmüdürlükleri bir nüfus idaresi görünümünü almıştı. Yeni abone kaydetmedeki sıkışıklık, mevcut telefonların ortaklaşa kullanılmasına sebep olur bu da yukarda anlatılan olayların daha da ağırlaşmasına katkıda bulunurdu.

Şehir içi telefon haberleşmesinin bu görünümü yanında, şehirlerarası telefon etme adeta bir eziyetti. Şehirlerarası bağlantılar tümü ile manüeldi. Telefonla ulaşmak istediğiniz şehri ve telefon numarasını şehirlerarası servisine yazdırır ve beklerdiniz. Bu bekleyiş bazı yerler için bazen bir günü aşardı. Bu sebeple “acele”, “yıldırım” adı verilen tarifeler oluşturulmuştu. Uzak mesafe bağlantıları büyük ölçüde çıplak havai devreler ve bunların üzerinde çalışan kuranportör sistemleriyle sağlanıyordu. Bu bağlantıların, sayıca yetersizlikleri yanında, her türlü dış tesire açık olması ve bakım zorlukları dolayısıyla sağladıkları telefon konuşmasının kalitesi de gayet kötü idi. Genellikle gürültü ve diyafoni (başka bir konuşmanın karışması) sebepleriyle konuşanlar birbirlerini anlamakta güçlük çekerler, konuşma beklenenden uzun sürer, bazen de kesilirdi. Telefon konuşmaları şehirlerarası bağlantılar yolu ile sağlanabilen İstanbul’un bazı ilçeleri için (Silivri, Büyükçekmece gibi) adrese gitmek, aynı bazı şehir içi konuşmaları gibi, telefonla konuşmaktan daha hızlı gerçekleşirdi.

Yukarda açıkladığımız durumun asıl sebebi; bu konuya yeterli önemin verilmemesi etkili olsa da, telekomünikasyon yatırımlarının iğneden ipliğe kadar ithal edilerek yapılabilmesiydi. Telefon santralleri ve makineleri, transmisyon cihazları (kuranportörler, R/L’ler), yer altı kabloları, havai hatların inşasında kullanılan bakır tel, izolatör (fincan), hatta emprenye ahşap direkler dahi ithal yolu ile sağlanabiliyordu. Bu da Türkiye’nin müzmin (süreğen) zayıflığı olan dış ödemeler dengesizliğine takılarak yatırımların, bilhassa dengeli şekilde, yapılmasını engelliyordu.

O tarihlerde, her türlü haberleşme yatırımları ve işletmesi PTT Genel Müdürlüğü’nün tekelinde idi. PTT Genel Müdürlüğü ihtiyaçlarını, yaptığı uluslararası ihalelerle sağlamaya çalışırdı. Bazen ihaleyi kaybeden firmalar, Türkiye’deki temsilcileri kanalıyla ihaleyi bozmak, tekrarlatmak çabasına girişerek alımın gerçekleşmesinin gecikmesine sebep olurlardı. İhalenin iptal edilip tekrarlandığı örnekler mevcuttu. Bu müdahaleler yatırımın istenen zamanda gerçekleşmesini engellerdi.

O tarihlerde bir ülkenin telekomünikasyon hizmetleri alanındaki performansını gösteren en önemli ölçüt, “telefon yoğunluğu” idi. Telefon yoğunluğu yüz kişi başına düşen esas telefon postası, yani kendine ait bir numara ve hattı bulunan telefon, sayısına verilen isimdir. Bu sayı Türkiye’de 1940’lı, 50’li yıllarda 0,2 mertebesinde iken PTT ARLA’nın kurulduğu 1965’de 0,8, Netaş’ın kurulduğu 1967’de 0,83 dür. Gelişmiş ülkelerde ise 20’nin üzerindedir.

PTT Genel Müdürlüğü bu olumsuz duruma karşı çareyi Türkiye’de telekomünikasyon teçhizatının yerli üretilmesinde buldu. Bazı şanssız denemelerden sonra, yerli imalatın koşul olarak ileri sürüldüğü, telefon santrali ve telefon makinesi (Bell) alım ihalesi başarı ile sonuçlandı. Bu suretle, ihaleyi kazanan Kanadalı Şirket Northern Electric ve PTT’nin ortaklığı ile Netaş’ın kuruluşu mümkün oldu.

Bu arada PTT ARLA da Tahtakale’de yaptığı ürün geliştirme çalışmalarında oldukça önemli bir yol almış ve bunlardan imal etme aşamasına gelmişti. Netaş’ın kurulduğu tarihlerde, komşu bir alan PTT ARLA’ya laboratuar ve fabrika bina inşası için tahsis edilmişti. PTT ARLA’nın yapılan binaya intikali 1971 senesinin haziranında gerçekleşti.

PTT Genel Müdürlüğü böylece, telefon santral ve makinelerini temin edeceği Netaş ile transmisyon sistemlerini sağlayacağı PTT ARLA gibi iki kaynağa kavuşmuş oldu. Böylece, yatırım programlarını, stratejisini planlayıp uygulayabilecekti.

İlk stratejik amaç, mevcut abone sayısını aşan bekleyen stoğunu eritmek ve uzak mesafe haberleşmesindeki sıkışıklığı gidererek konuşma kalitesini iyileştirmekti.

PTT ARLA’nın PTT ortaklığı ile bir anonim şirkete dönüştürülüp Teletaş ismini aldığı 1983 yılı sonlarında Türkiyede telefon yoğunluğu 4’e yaklaşmış, şehirlerarası konuşmaların kalitesi düzelerek otomatikleşmiş ve transmisyon sistemlerinin sayısallaştırılmasına başlanmış bulunuyordu.

6 Mayıs Pazartesi günü devam edeceğiz…