Felsefe, Sanat ve Bilim İnsanın Aydınlanması İçin Şart…

Kişilerin ve toplumların gerçeğe ulaşması için felsefe, bilim ve sanat en önemli yardımcı araçlardır. Bu araçlardan yoksun kişi ve toplumlar, ne yazık ki gelişme ve uygarlaşma yolunda geride kalmaktadırlar. İleri bir gelişmişliğe ve medeniyet düzeyine ulaşmış toplumların tamamında felsefe, bilim ve sanat eğitiminin öğrenim programlarında önemli yer tutuğu görülecektir. Bugün Avrupa ülkelerinin bir bütün olarak 2500 yıllık bir geçmişten gelen felsefe ve sanat eğitimi ve tanışması ve Rönesans’la birlikte bir bilim eğitimine sahip oldukları ve bu sayede, görece ileri toplumlar olarak kabul edilmektedirler. Son yıllarda eğitim sistemimizin yaşadığı sorunlar ve öğrencilerimizin araştırmacı ve sorgulayıcı yönünün gelişmemesinin altında felsefe, mantık, sosyoloji, psikoloji ve sanat eğitiminin bilimsel esaslara göre verilmemesi sorgulanıyor. Araştıran, sorgulayan ve bilgi üreten ürettiği bilgiyi teknolojiye dönüştürmeyi bilen, yaşama farklı boyutlarda bakabilen düşünce geliştiren insanlar yetiştirmek istiyorsak, öncelikle eğitim sisteminin ve ortamının değişmesi acilen değişmesi gerekir. Tevfik Fikret’in belirtiği gibi, fikir ve düşüncesi hür nesiler yetiştirmek için gençlerin mutlaka bu bilinci ve özgürlüğü sağlayacak bilime, felsefeye ve sanata eğitimi almaları gerekiyor.

Baştan Sona, Eğitim Sitemimizi Gözden Geçirmek Gerekir…

Durum Çok Parlak Değil…

Ülkemiz düşün hayatı ve sağlıklı geleceği için, nitelikli eğitim hayati önemde bir konu. Maalesef, ülkemiz Cumhuriyetin ilk yıllarında benimsediği ve amaç edindiği muasır medeniyetler seviyesine çıkma konusunda, amaç edindiği eğitim amacını soğuk savaş sürecinde kaybetti. Nitelikli eğitim kurumlarının başında gelen Köy Enstitülerini kapattı. Öğretmen yetiştirme sistemini sulandırdı. Üniversitelerini uluslararası ölçekte nitelikler kazandıracak özerk kurumlar durumunda muhafaza edilemedi. Ulusal düzeyde bir bilim politikası ve stratejisi geliştirilemedi. Üniversitelerinde, nitelikli bilim insanı barındırmadı. İyi eğittiği çoğu insanında beyin göçüne feda etti. Halende iyi gençlerini elinde tutacak bir mekanizması ve programı bulunmamaktadır. Son 40 yılda, teste dayalı sınavlar kıskacında öğrencilerini hayata hazırlayamadı. Temel eğitimde, hayata nitelikli öğrenci hazırlama yerine, sınava hazırlana öğrenciler, hiçbir kültürel ve sanatsal yetkinlik kazanmadan, hiçbir değer ve bilinç kazandırılmadan mezun edilir oldu. Çoğu gencimizi tarih, edebiyat, felsefe, mantık ve tartışmadan uzak görmek üzücü oluyor tabii ki. Dünyadaki olay ve olguları tartışmaktan çok genel bilgi sahibi ancak derinlemesine analiz etme, analitik sorgulamadan uzak oldukları görülüyor. Çoğunlukla sahip oldukları bilgi, sosyal medya üzerinden kırıntı bilgiden öteye geçemiyor. Ki, zaman zaman TV ekranlarına yansıyan röportajlarda bunu görüyoruz. Lise çağı, üniversite ve iş hayatındaki gençlerimiz, ne yazık ki son derece kıt ve kısır bilgiler içinde olduklarını, sorulan çok basit sorulara verdikleri cevapla, ortaya koyuyorlar. Son sınavlardan sonra öğrencilerimizi gömdüğümüz boşluğun korkunç boyuta ulaştığını görmek, hissetmek acı veriyor. Sorun belki tek tek öğrencilerin kendi sorumluluğunda. Kendilerinin eğitimine, kişisel gelişmelerine yatırım yapmamalarıdır. Gençler, kendilerini iyi yetiştirmek yerine, kısa vadeli düşünüp, günü kurtarmaya çalışıyorlar… En azından %90 oranında böyle olduğu, istatistiklerden ve araştırmalardan anlaşılıyor. Emek sarf etmeden, alın teri, akıl teri akıtmadan, zahmet etmeden, hayat basamaklarını, başarı merdivenlerini tırmanmak, konforlu bir hayata ulaşmak istiyorlar…Ancak bir de işleyen bir yapı ve okul, üniversite yapısı var. Üniversitenin en azında kişinin kendisinin bilincine varması, farkı fark ettirecek ortamlar sunması beklenir. Biraz analitik düşünme, yöntem kazandırması beklenir. Hayat sadece Matematik, Türkçe, Fizikten ibaret değil. Biz gençlerimize, İYİ İNSAN, İYİ VATANDAŞ, İYİ YURTTAŞ OLMAYI, SORUMLULUK SAHİBİ OLMAYI,YAŞADIĞI COĞRAFYANIN, VATAN DEDİĞİ TOPRAĞIN, KIYMETİNİ BİLMESİNİ ÖĞRETMELİYİZ.’ Tıpkı Japonların, Güney Korelilerin, gençlerini eğittiği gibi eğitmeliyiz genç dimağları…Lafla, demeçle, söylemle, ceğiz, cağız sözleri ile vakit geçirmek yerine, Milli Eğitimi gerçekten Milli Eğitim haline getirecek, yapısal reformları, dönüşümleri süratle uygulamaya koymalıyız. Artık, gelişmiş ülkeler, Ay’da, Mars’ta koloni kurmaya, dünyayı terk etmeye, gelişmemiş ülkelere dünyayı bırakarak, kendilerine park yapmayı projelendiriyorlar… Çok değil, 15 - 20 yıl sonra, tüm gelişmiş ülkeler, bu dünyayı bırakıp gidecekler…Zaman bize değil, biz zamana uymalıyız. Teknoloji çağını yakalayacak eğitim sistemini derhal tesis etmeliyiz. Yeterince zaman kaybettik zaten…

Bu bağlamda yeni eğitim dönemi hayırlı, uğurlu olsun. Önce sağlık, sonra da gençlerimizin kendilerine ve beyinlerine değer vermesi dileği ile….

SON SÖZ:’’ EĞİTİM, HER ZAMAN SAHİBİNİ PEŞİNDEN TAKİP EDEN BİR SERVETTİR.’’