Türkiye’de yaşıyor ve hala dolandırılmadıysanız, ya çok şanslısınız ya da... Neyse, konumuz bu değil. Konumuz, bizim neden dolandırılmaya bu kadar gönüllü olduğumuz. Bu topraklarda dolandırılmak, sadece bir talihsizlik değil, adeta bir ulusal spordur; seyircisi de, oyuncusu da kendimiz olan bir spor.
Bize biri "Çok çalışırsan, yavaş yavaş zengin olabilirsin" derse, "Pöh!" deriz. Ama biri gelip, "Sana bir sistem vereceğim, yarın sabah evinin önünde altın külçeleri bulacaksın!" derse, geceden battaniyemizi alıp kapıda bekleriz.
Matematiksel olarak imkânsız olduğunu, zincirin en tepesindekiler hariç, herkesin batacağını bilmemize rağmen, "Ya bu sefer tutarsa?" diye diye tüm sülaleyi sisteme sokarız. Halk dilinde bu sisteme ‘Piramit Sistemi’ denir.
En acımasız olanı ise, canım ciğerim dediklerimizden yediğimiz darbelerdir. Dolandırıcıların büyük bir kısmı hısım akrabadan oluşur. İki damla gözyaşına, bir bel bükülmesine çabucak kanarız. “Aslansın, ağamsın, paşamsın” gazının ardından ağızdan çıkan baklalar, felakete neden olabiliyor. Duygusallığın dibinin görüldüğü, vicdanın salya sümük aktığı ortamda, öldürücü darbe gelir. Borç vermekten kefil olmaya, kart şifresinden senet imzalatmaya kadar repertuvarı geniş bir dolandırılma ağına sahibiz.
Sosyal medyada 13 yaşındaki bir çocuğun "Abi, evini arabanı koy, kesin tutacak. Yüzde 100 eminim, sen bana güven be ya! " dediği kupona, bir aylık maaşımızı basarız. Çünkü akıl değil, mucize arıyoruz. Dolandırıcılar, aslında bize en sevdiğimiz şeyi satıyorlar; ‘Çabasız Zenginlik Hayali.’ Onlar, modern çağın sihirli lambasını ovuşturmayı vaat eden cinleridir.
***
Hızımı alamadım, birkaç dolandırıcılık yöntemine daha bakalım…
Telefonda gelen o büyülü ses: "Savcı-Polis tiyatrosu"
Yıllardır her yerde, her medya organında, "Polis veya savcı sizden asla para istemez" diye bangır bangır bağırılmasına rağmen, telefonun diğer ucundaki o otoriter ses, tüm mantık süzgeçlerimizi pas geçip doğrudan kalbimize, daha doğrusu cüzdanımıza hitap eder. Tuzağa düşenler arasında profesörlerin, akademisyenlerin, doktorların hatta hâkim ve avukatların dahi olduğunu düşünecek olursak…
En bildik senaryolardan biri var sırada: "Terör örgütü hesabınızı kullanıyor!"
Sabahın 6’sında belediye ekmeği kuyruğunda beklerken, gözümüzde canlanan aksiyon filmi sahnesi ile heyecanlanırız. Her şeyi bırakıp, o an sokağın ortasında telefonu kulağında, teröristi yakalamak için bankamatikten para yatıran gizli bir ajan haline geliriz. Bu, bizim için hayatımızdaki en büyük aksiyon, ama acı sonla biten bir filmdir.
En popüler senaryo: "Bankadan Arıyorum…"
Günde 100 kere arayıp kredi kartı borçlarımızı sormayan bankadan aniden aranıp, "Sistemi güncelleyelim, şifreni söyle" dediğinde, hiç sorgulamadan veririz. Çünkü "Banka aradıysa doğrudur!"
Bir diğer senaryo ise: “Bedava Peynir"e olan sınırsız aşkımız
Koca bir ömür peynirin sadece fare kapanında bedava olduğunu öğrenememiş bir topluluğuz. İnternette karşımıza çıkan her "Tıkla ve muhteşem … telefon kazan!" linkine, hayatımız boyunca milli piyangodan çıkmayan ikramiyenin, buradan çıkacağına dair sarsılmaz bir inançla tıklarız.
Son olarak, torpil ve aracı inancı: Bizde işlerin yasal yollardan, aklının ve bileğinin hakkıyla değil, "bir tanıdık" sayesinde halledileceğine dair bir DNA kodu var. Dolandırıcı da tam bu boşluğu kullanır: "Seni X kurumunda işe sokarım, ama önce bu 'aracı komisyonunu' ödemen lazım." Ne yasa, ne kural, ne hak hukuk dinleriz. Yeter ki aradan bir ‘dayı’ çıksın...
***
Final: Mağdur değil, gönüllü müşteriyiz…
Dolandırıcılar, aslında toplumun bize sürekli dayattığı kısa yoldan zenginlik, çabasız başarı ve ayrıcalıklı olma arzusunu kullanıyor. Biz, o kadar çok dolandırılmaya bayılıyoruz ki, artık bu durum bir utanç kaynağı değil, bir sosyalleşme aracı haline geldi.
"Geçen beni de aradılar, ama ben daha yaratıcı bir yöntemle dolandırılmıştım..." diye başlanan sohbetler, çayların yanında sunulan en lezzetli mezemizdir.
Asıl kara mizah: Biz, dolandırıcıya kızmıyoruz. İçten içe, o zekice kurgulanmış senaryoya, o "helal olsun, iyi kıvırdı" hissiyle saygı duyuyoruz. Onlar, bizim kuralları hiçe sayarak başarıya ulaşma fantezimizi gerçekleştiren anti-kahramanlarımız.
Peki, şimdi hangi yeni dolandırıcılık sistemine kanıp, para yatırıyoruz?
Söyleseniz de ben de katılayım!