Sayın Cumhurbaşkanı birkaç gün önce ülkemize doğrudan yatırımları çekmek için gayret sarf edeceklerini açıkladı. İktidar cenahından bu tür sözler duymayalı epey zaman geçti. Son yıllarda yabancılara pek de iyi gözle bakılmayan bu ortamda, bu sözler oldukça şaşırtıcıydı. Döviz kurlarının, faizlerin ve enflasyonun akıl almaz noktalara ulaşması, sanıyorum ,iktidarı eski söylemlerinden uzaklaşıp, iş başına geldikleri günlerin bakış açısına getirmiştir. Düşüncelerinde ne kadar samimi olduklarını önümüzdeki birkaç ay içinde göreceğiz. Zira, bırakın doğrudan yatırımları, ülkemizdeki yüksek faizden yararlanmak için burada olanların bile Türkiye'yi terk ettiği bir dönemin acı sonuçları hala etkisini göstermektedir.

Geldikleri ülkelere fabrika, otel, ticaret merkezleri kurarak iş, aş, vergi, teknoloji, kısaca refah getiren doğrudan yatırımları çekmek o kadar kolay mı? Bu sorunun cevabı canımızı sıkabilir niteliktedir. Bunun için gerekli alt yapıyı oluşturmak gerekmektedir. Öncelikle, yabancı sermaye ile ilgili önyargının yıkılmasıyla başlamak temel koşuldur. Yabancı sermayeyi işgal gücü gibi algılayan toplumlarda, bu hiç de kolay değildir. Çünkü istenilen bazı yasal güvenceler, ulusal bağımsızlıkla çatışma noktasına gelebilmektedir. Burada hassas bir denge kurmak son derece hayatidir.Ardından, yatımların karlılığını sağlayacak ekonomi politikaları çok önemlidir. Örneğin enflasyon, kredi ve mevduat faizleri, vergiler, döviz kurları yapılan yatırımları sıkıntıya sokmamalıdır. Bunun için üretime dayalı bir ekonomi kurulmalı, israf,kayırmacılık, verimsizlik gibi hususlardan uzak durulmalıdır. Ülkenin kıt kaynakları, refaha katkı sağlayan alan ve kişilere aktarılmalıdır.Siyasi istikrar, ülkedeki huzur ve güven ortamı hayati derecede önemlidir. Sık yönetim değişiklikleri yabancı sermayeyi ürkütmektedir. Hukukun üstünlüğü ve Avrupa Birliği normlarında demokrasi vazgeçilmez temel taşlardandır. Bunların sağlanması durumunda yabancı sermayenin Türkiye'ye şaşırtıcı hızla geldiği görülecektir.

Yukarıda anlatılanlar, doğrudan yabancı sermayenin gelmesi için olması gerekenlerdir. Bu yazıyı okuyan bazı okuyucular Çin, Hindistan, Güney Kore, Tayvan gibi büyük miktarda doğrudan yabancı sermaye çeken ülkelerde bu ideal koşulların olmadığını düşünebilirler. Bu düşünce doğrudur. Ne var ki bu ülkelerde doğrudan yabancı sermaye adeta sömürüye dönüşmüştür. Oldukça düşük ücretle, son derece sağlıksız koşullarda çalıştırılan insanlar vicdanları rahatsız etmektedir. Yerli sermaye ve yerel yöneticilerle kurulan ortaklık sayesinde yürütülmeye çalışılan düzenin sürdürülebilirliği bulunmamaktadır.Ülkemizin tarihi geçmişi, insanlarımızın inanç özellikleri ve eğitim düzeyi, kötü örneklerdeki ülkelerden farklıdır. Bu nedenle, yalnızca kazan-kazan temelli uygulamaların başarılı olabileceğini söylemek daha doğru olacaktır.

Saygılarımla