Son zamanlarda dış politikamız da, oldukça hareketli günler yaşanıyor. Kıbrıs meselesi…

Irak ve Suriye’ deki gelişmeler…Libya meselesi… Mavi Vatan, Doğu Akdeniz’de ki olaylar… AB ve Fransa, Mısır, BAE, İtalya, Almanya gibi ülkelerin Yunanistan’a destek çıkması…Hayli hızlı, hayli baş döndürücü bir şekilde devam ediyor…Bütün bu gelişmeler karşın, biz ne durumdayız? Bu kadar geniş bir cephede mücadele veren bir ülke olarak, dış politikamızı etkin bir şekilde sürdürebiliyor muyuz? Bu soruların cevabını en yetkili, en deneyimli bir ağızdan dinleyelim..

Namık Tan… Emekli büyükelçi…Türkiye’nin Washington Büyükelçisi idi. En deneyimli diplomatlarımızdan biridir. Yetkin Report’ta yayınlanan yazısında, ülkemizin bu aşamada sürüklendiği, dış politika açmazını, çelişkileri ve sorumsuzlukları irdeliyor. Başka ülkelere posta koymakla, tehditler savurmakla, uğradığımız zararları anlatıyor ve soruyor; bu acınası duruma nasıl düştük diye…An itibari ile, Türk Dış Politikası, üzücü bir manzara sergiliyor diye…

Suriye, İsrail, Libya ve Mısır’da büyük elçimiz yok. Lübnan, BAE ve Suudi Arabistan’da Büyükelçiliğimiz var, ama yok…!!! AB ile ilişkilerimiz de belirgin bir durgunluk yaşıyoruz diyor Namık Tan…Yunanistan, Fransa ve Almanya ile ilişkilerimiz gergin. ABD ile ilişkilerimizde ciddi sorunlar var. Bu bir yalnızlık tablosudur. Çok değil, bundan bir kaç yıl önce, Türkiye’nin sorunlarla dolu olan bir bölgede, ‘’ İstikrar adası’’ olduğunu söylerdik. Hatta, bizim ‘’istikrar üreten ülke’’ olduğumuz, hemen herkesin dilindeydi…’’Arap baharı’’ nasıl ‘’Arap Kışına’’ dönüştüyse,, biz de bölgemizde ki, tüm sorunların tarafı haline gelerek, adeta ‘’ yalnızlık adasına’’ dönüştük. Artık dostlarımız bile istikrarsızlık kaynağı olduğumuzu söylemekten çekinmiyorlar. Dışişleri Bakanlığı’nın dışlandığı, iç politika etkisindeki dış politika, Türkiye’yi yalnızlaştırıyor…

Peki, bu noktaya nasıl geldik? Neden yalnız kaldık? Sorusuna; Meselenin kökü, ‘İÇ SİYASETE’ dayanıyor diye açıklamalarda bulunuyor.

İçinde bulunduğumuz duruma uygun bir vaka…

>>Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturan yeni bakan, bürokratları çağırmış ve "Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın" demiş. İki gün sonra bir dosya getirmişler önüne. Bakmış, içinde tek bir yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı.
>>Şaşırmış önce ve "Bu ne?" der gibi dudaklarını büzmüş, sonra okumuş.
>>"Suudi Arabistan'ın Riyad şehrinde, farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, bir dinlenme yerine giderek buz gibi kola ısmarlamışlar.

Kolalar gelince, bardaklarında birer karasinek olduğunu fark etmişler.
>>İNGİLİZ, başka bir bardakta yeni bir kola istemiş.
>>İSVEÇLİ, aynı bardakta yeni bir kola istemiş.
>>FİNLANDİYALI, sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
>RUS, kolayı sinekle birlikte içmiş.
>>ÇİNLİ, sineği yemiş, kolayı içmemiş.
>>YAHUDİ, sineği yakalayıp, Çinli'ye satmış.
>>JAPON, değerlendirilmek üzere, sineği Tokyo'ya göndermiş.
>>YUNANLI, kolanın yarısını içtikten sonra, itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
>>NORVEÇLİ, kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
>>İRLANDALI, sineği ezip, kolayla karıştırmış ve İngiliz'e içirmiş.
>>AMERİKALI, 5 milyon dolarlık tazminat davası açmış. Arabistan hükümeti, özür dileyerek, 10 milyon dolar tazminat ödemiş."
>>Bakan,
>>Bıyık altından gülerek, rapordan hoşlandığını belirtmiş. "İyi, güzel de, bu turist grubunun içinde bizden biri yok muymuş?" diye sormadan edememiş.
>>"Varmış efendim" diye cevaplandırmışlar.
>>Bakan devam etmiş, "Peki, o zaman, o ne yapmış?".
>>Bürokratlar birbirinin yüzlerine bakmışlar. İçlerinde en tecrübeli olanı, bir adım öne çıkıp, cevap vermiş;
>>"TÜRK, olayı şiddetle kınamış."

SON SÖZ : ‘’ MONŞER DİYE KÜÇÜMSER, İŞİ EHİL ELLERE VERMEZSENİZ SONUÇ BÖYLE OLUR.’’