Bu seferki İstanbul depremi geçmiştekilerden çok farklı olacak. Geçmiştekiler hep 1000 yıllık geçmiş dönemdeki fay hatlarındaki aktiviteler üzerinden okunuyor. Burada yeni bir durum var. Manyetik kutuplarda bir kayma var. Bu 1000 yılda bir gerçekleşen rutin, standart bir kayma.. Hem kutuplar arasında +- yer değiştiriyor, Kuzey Kutbu Kanada üzerinden Sibirya’ya doğru kayarken, eş zamanlı olarak Güney de Maldivlerden Güney Amerika’ya doğru kayıyor. Bu da, kutup bölgeleri üzerinden ciddi bir manyetik bası oluşturuyor.

Bunun anlamı şu, Erzincan’dan üzerinden İstanbul’a uzayan Kuzey Anadolu fay hattı yanında buna karşı yeni bir bası söz konusu. Bu da batıdan doğuya doğru aksi yönde bir bası oluşturuyor. Bu da uyuyan fay hatlarını aktif hale getirebilir ve bu çakışma yeni fay hatlarının oluşmasına sebep olabilir.

Yani İstanbul depremi ezber bozan bir deprem olabileceği gibi, şiddetli artçı/paradoksal depremlerin oluşmasına sebep olabilir. Bu da felaketin boyutlarını daha da yükseltmektedir.

“DEKOS etkisi”ne gelince, onu da size kısaca şöyle özetleyebilirim. Bulut, aslında buhar kümelerinden oluşuyor. Isınan su yukarı doğru çıkıyor. Soğuk bir hava ile karşılaştığında da duruma göre yağmur, dolu, kar yağışı gerçekleşiyor. Bulut sonuçta, içinde bazı gaz ve partikülleri taşısa da, esas itibarı ile 2H1O’dur! Bulut kümeleri birbirinden kopuk olduğunda ve bunlar arasında + - kutuplar arasında şimşek şeklinde arklar yaşanabiliyor ve bu arklar bazen hidrojenin patlaması ile alev toplarına dönüşebiliyor ve şiddetli gök gürültülerine sebep olabiliyor. Bu elektriksel hareketlilik aynı zamanda ozonun açığa çıkmasına da sebep olabiliyor. Isı, ozon salınımı, hidrojenin yanması aynı zamanda atmosferde değişik hareketliliklere sebep olabiliyor.

Sonuçta, zaten Dünyamız da bir itme/çekme gücüne sahiptir. Ay da, Güneş de! Büyüklük ve uzaklığa göre diğer gezegenlerin de aynı şekilde itme ve çekme güçleri var ve bu yıldızlar bu şekilde havada duruyorlar.

Dünyamız aynı zamanda hem kendi etrafında, hem Güneş’in etrafında dönüyor, Ay da bizim etrafımızda dönüyor. Yani hem ciddi bir kozmik enerji salınımı var ve hem de ciddi bir manyetik fırtına var Dünyamızda ve uzay boşluğunda.

İşte işin asıl “BAM noktası” da burası. Bulut havada asılı duran bir kütle. Rüzgardan, atmosfer basıncından yerden ve gökten gelen itme ve çekmelere karşı son derece duyarlı bir kütleden söz ediyoruz. Bu anlamda depremi tetikleyen yer küre, atmosfer ve gökyüzündeki her türlü etkiden kolayca etkilenen bir yapıya sahip. Bulutların kümelenmesi, yayılması, hareketleri bu etkileniyor. Bu anlamda iyi bir gözlemci, bu oluşumları doğru okursa depremi önceden öngörülebilir. Bu sürpriz değil. DEKOS sistemi de böyle bir şey.

Aslında tek deprem topraktaki deprem değil, beynimizde, yüreğimizde, piyasada, siyasette, ailede hayatın daha birçok alanında depremler yaşıyoruz. İşin bir başka yönü de bu depremler… En az tabii deprem kadar önemli….

Savaş, terör, darbeler, ekonomik ve politik krizlerle hayat giderek zorlaşıyor. Bu sadece bizim ya da daha geniş anlamda İslam ülkeleri için değil, insanlık için zor bir dönemdeyiz. Dilerim gelecek günler, geçen günleri aratmaz. Ama öte yandan bu felaketler, akılsızca işler yapanlar, tedbir almayanlar için daha can yakıcı olacak. Bazen insan ister istemez düşünüyor, dünyadaki gelişmiş ülkelere bakarak… Biz neden onlar gibi gelişemedik diye… İşte bu noktada, Büyük önderi anmamak mümkün değil… Şüphesiz ki her kesin görüşü, düşüncesi kendinedir. Son yıllarda yaşananlara baktığımda, görüyorum ki, bizim Atatürk gibi bir lidere ihtiyacımız var…

Yarın devam edeceğiz…