Allah rızası için bir ekmek parası!
Allah seni sevdiğine bağışlasın!
Allah, çoluğuna-çocuğuna sağlık versin…
Kurban olayım abi, çocuğuma bir süt parası…
Abiler, ablalar şu köre bir sadaka…
Bu sözleri kimler der? Tabii ki duygu sömürücü dilenciler.
Eskiden bu şekilde dilenilir, kendilerini acınacak hale sokar ve 3-5 demeden milletten para toplarlardı.
Peki, verilen bozuk paraya bakan kör dilencilere ne dersiniz?
Sakat numarası yapıp, zabıta görünce Usain Bolt misali oscarlık performans sergileyen dilencileri de...
Dilenciliği meslek edinen, mesleklerinde yeni, yeni yöntemler arayan ve bunda da gayet başarılı olanlar da oldu elbet.
Derler ya; ‘Kendini geliştirmeli, yetiştirmelisin. Yerinde saymamalısın. Çağımıza ve teknolojiye ayak uydurmalısın.’
Çağımız mesleğinin çıtasını yükselterek, servetlerine servet katma adına yoğun çaba sarf eden dilenci tayfasının bu konuda hakkını teslim etmeliyiz.
***
Son birkaç yılda dilenmenin adabını tamamıyla değiştirdiler. Caddelerde, sokaklarda, çarşı göbeğinde standart, eski tip dilencileri görmez olduk artık.
E baktılar her zaman aynı taktik tutmuyor, bu sefer de teknik altyapı çalışmalarını, eğitimlerini geliştirdiler.
Tüm illerde olduğu gibi Adana’mızda da her köşe başında kurbanlarını bekleyen dilenciler, son teknik ve taktiklerle milletin karşına çıkıyorlar.
Şöyle ki;
Hastaneye gideceğim be abi, bir yol parası verir misin?
Birkaç dakika sonra aynı adam; abi, yolda kaldım. Bir yol parası versene.
Yine aynı adam, bu sefer yolun karşı şeridine geçmiş; Açım abi. Bir ekmek parası Allah rızası için be abi!
Bakınız aynı adam ve üç farklı dilenme yöntemi.
Nerden mi biliyorum? O adamı takip ettim.
Dilencilik çağımıza uygun bir şekil aldı dedim ya.
İşte bir örnek daha;
Abi bana bir kola alsana… Suya ne oldu?
Şu garibana (Çocuğuna) bir kebap al be abi! Ben kebap yiyemiyorum ki!
Bir poğaça, bir simit, yanında bir de ayran alsana. Sipariş de veriyor...
Bana lahmacun alır mısın? Lahmacun mu?
Abi bana bir pizza alır mısın? Pizzanın ne kadar olduğunun farkında değil tabii! Nasıl olsa bedava, öyle değil mi?
***
Son günlerde ise dilenci denilen yüzsüz şahıslar, marketlerin önünde konumlanıyor ve gelen-geçen herkesten ‘marka olmak kaydıyla’ yiyecek-içecek, atıştırmalık, ekmek, peynir, süt, et, tavuk gibi çeşitli ürünler istiyor. Lokantalarında önünde, kafelerin önünde, simitçinin dibinde… Kısacası her yerlerdeler.
Yazdıklarıma inanmıyorsanız, çarşı da bir tur atınız. Karşınıza en az 10 dilenci çıkmazsa, ben hiçbir şey bilmiyorum...
O zaman beni daha iyi anlayacak, ‘Ya gerçekten de öyleymiş!’ diyeceksiniz. İnanın bana, bunlar sizden, bizden zengin. Yapmayın, kanmayın, aldanmayın artık!
Yazımın devamında ise halkın vicdanını esir alan yüzsüz dilenciler bakınız haberlere nasıl konu oluyormuş... (Devam Edecek..)