Bilen bilir, bilmeyen de BİLEN'den bilir..

Vicdan fukarası ONS'çuları yazıp duruyorum..

Saydırıyor, giydiriyor;
'Kul'dan utanmıyorsanız, Allah'tan korkun" şekvasında olup, "Bu ülkede bu haysiyetsizleri, bu ayarsızları, bu gamsızları, bu aymazları, bu dalaksızları, bu dandikleri, bu doyumsuzları araştıran, soruşturan, sorgulayan bir babayiğit yok mu?" diye yırtınıyorum..
-Takan var mı?
-Yok.
-Takılan var mı?
-Yok.
-Bakan var mı?
-Yok.
-Gören var mı?
-Yok.
-Sonuç var mı?
-Yok.
-Goygoy var mı?
-Çooooook.

.....

Haklıya hakkını teslim etme adına" sizlere bir başka "zibil ve rezil" durumu aktarmak istiyorum..
Çay ocakları ve kıraathaneler var.. Bunlar, Allah'ın suyunu kesme şeker ile karıştırıp, çay (!) diye satar..
Bu noktaya kadar herşey bellidir fakaaaaaat, kendilerini herkesten daha uyanık, daha gözaçık sanan çaycıbaşların çayı kaça sattıkları pek belli değildir..
O mesele o günün şartlarına göre değişir..
Sabah, 10 lira ile başlarlar ikindi 12,5, akşamları da 15 lira ile bitirirler..
-Karışan yok YA,
-Karıştıran yok YA,
-"Ne yapmaya çalışıyorsunuz?" diye hesap soran yok YA,
-At ta meydan da onların YA..
Yapıyorlar yapacaklarını.

......

Suya, şekere, çaya "üç kuruş" ZAM gelince, bunu fırsat bilen sözünü ettiğim güruh, utanmadan, sıkılmadan, hicap duymadan "en kallavi ZAM'mı" geçiriveriyor..
-Kime?
-3 yıldır, simite muhtaç olan, elinde bir tek çayı kalan emekliye..
-Fakire, fukaraya, gurabaya..
-Daha kime?
-Kimsesizlere KİM olmaya çalışanlara..
"Çayına 3-4 şeker atanlar var" fasaryalarına sığınılıyor.. İyi de kardeşim çayını şekersiz içen, sayı olarak çok şeker atanlara "bin basan" şeker hastaları da var..
-O ne olacak?
-Nasıl olacak?

.....

Söyleyin Allah aşkına;
"Canları istedikçe çaya ZAM yapan çayocakları ve kıraathanelerin ağa babaları kaytan bıyıklı da, geri kalanlar bıyıksız baytar mı?"
Bu memlekette kendini sorumlu hisseden bir yiğit, bu rezil ve zibil duruma ne zaman müdahale edecek?
"Varsa bilen, söylesin hemen."