Yaz ortasındayız..
Ortalık yangın yeri..
Hal böyleyken, Adanalılar doğal olarak kendilerine en yakın olarak gördükleri Karataş'a gitmek istiyor..
-Gidiyormu?
-Gidemiyor.
-Gidebilecek mi?
-Muamma..
-Neden muamma?
-Çünkü Karataş temmuz ayının ortalarında Nasreddin hocanın türbesi gibi de ondan muamma..
-Yani; "Duvar yok, kapı var."
Hatırlarsınız.. Milli Emlak, "var olanları" bir baştan öteki başa kadar yıktı geçti..
-Umutlandık..
-Destekledik..
-Tastikledik..
-Takdir ettik..
-Helal olsun dedik.. -Alkışladık.
Bizler bunu yaparken, Karataş sahillerinde taş üstüne taş komayanlar ise; "Bu yazın nasıl geçeceği, şartların nasıl oluşacağı noktasında meseleyi çok anlamsız hale dönüştürdü."
Nedense herkes sus - pus olmuş..
-İyide kardeşim, Karataş'a gitmek isteyenler "yerle bir edilen" sahilin neresine gidecek de denize girecek?
-Hangi şartlarda bu arzusuna kavuşacak?
-Neye ne kadar para harcayacak?
-Kimlerle muhatap olacak?
-Nerede soyunup, nerede giyinecek?
-Tuvalet ihtiyacını nerede karşılayacak?
-Duşunu nerede yapacak?
-Ve ve ve... Ne yiyip ne içecek?
......
Böylesi hassas meselelerde kendilerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmekten imtina eden, bunu da mafiret kabul eden çokbilmiş (!) muhteremlere
şu soruyu sormak gerekir;
"Vatandaşın Karataş'ta bu yazı hangi şartlarda geçireceğine dair yapılan açıklama (!) vardı da biz mi
ES geçtik?
Hayatları ES'lerle dolu olan güruha en üst perdeden du-yu-ru-lur."