Mustafa Kemal Mondoros Müterakesisi'nden sonra, Alman General Von Sanders'i Adana'dan trene bindirmiş.

Yıldırım Orduları'nın henüz başına geçmiş olan Atatürk; padişahtan gelen "Orduyu dağıt, sen de İstanbul'a gel" talimatına rağmen Adana'ya gelmiştir.

Burada 3 gün (vatanı kurtarmak için)örgütlenme çalışması yapmış ve 10 Kasım 1918 günü trenle İstanbul'a hareket etmiştir.

Adanalılar'la Kurtuluş Savaşına karar veren Mustafa Kemal, İstanbul'da rahat durmamış, Kuvai Milliyeciler'le örgütsel çalışmalara katılmış, Anası ve kız kardeşi ile görüşmüş.

Artık Anadolu'ya geçme vaktinin geldiğine karar vermiştir.

Ancak; İngilizler duruma hakim İstanbul'a giriş ve çıkışları belgeye bağlamıştı.

Herkes istediği gibi elini kolunu sallayarak bu Dünya kentine girip çıkamıyordu.

Mustafa Kemal ve arkadaşları üzerlerindeki üniformaları atıp, sivil olarak Anadaolu'ya geçmek için ormanlardaki ağaçların yapraklanmasını bekliyorlardı.

Ama onlar Anadolu'ya kaçak olarak gitmeyi düşünürken, bir mucize gerçekleşti.

Karadeniz'deki eski Pontus Rum İmparatorluğu"nun kalıntıları, Osmanlı'nın Karadenizdeki durumundan istifade edip "Pontus" devletini tekrar kurma hevesine kapılmış; Rum çeteler Türk köylerini basıp katliam yapmaya başlamışlardı.

İşgal Kuvvetlerinden İngilizler, padişaha baskı yaparak bir müfettiş göndermesini, aksi halde Mondoros'un 7'ci maddesi uyarınca Samsun'u işgal edeceklerini bildirir.

Mustafa Kemal böyle bir fırsatı kaçırır mı?

Anadolu'ya sivil ve yetkisiz gidecekken, resmi ve yetkili olarak gitmr fırsatını yakalamıştır.

Harp Okulunda kendisinden üst sınıfta okuyan abileri Genel Kurmay'da yetkiliydiler.

Hemen kulis faaliyetlerine geçti.

"Beni gönderin" diyerek onları ikna etti.

Genel Kurmay'dan görev emri çıktı.

Geriye; bu emri Damat Ferit'e imzalatıp, Vahdettin'e mühürletmek kalmıştı.

Damat Ferit'e gidip, uzun uzun yapacaklarını anlattı.

Görev emrini imzalattı.

Sonra Vahdettin'e gitti.

O anı şöyle anlatır;

"Dizlerimiz birbirine deyecek kadar yakın oturduk. Sağında duran sehpanın üzerinde bir kitap vardı.

Bu kitabı göstererek "Paşa paşa, şimdiye kadar yaptıkların bu kitaba yazıldı, tarihe geçti. Ama bundan sonra yapacakların çok daha önemli...Sen memleketi kurtarabilirsin"

Bunları söylerken, sarayın penceresinden İngiliz donanmasının gemileri namlularını saraya çevirmişlerdi.

Bu arada görev emri imzalanmış, mühürlenmiş,İngilizlerden izin alıp yola çıkmak kalmıştı.

Hemen annesine gitti. Onun elini öpüp vedalaştı.

35 tane çakı gibi kurmay subayla Bandırma Vapuru'na geçip Karadenize doğru hareket edildi.

Resmen görevli olarak, geminin çıkış belgesi İngilizlerin yönetiminde olan Boğazlar Komutanlığına imzalatılmış olarak gitmişlerdir.

Hatta 80'li yıllarda İngiltere'de emekliliğini yaşayan, o zamanki "Boğazlar Komutanı"nın röportajını okumuştum. "Elim kırılaydı da o belgeyi imzalamasaydım" demiştir.

Gemi hareket ettikten sonra İngiliz Subayı işkillenmiş.

Ancak o limana gelene kadar "Bandırma Vapuru" Karadeniz'e açılmış, iş işten geçmişti.

Bu gecikmeyi Samsun Limanı'nda duyan gemideki zabitan o İngiliz subayını "Biraz geç kalmadın mı?" diyerek "Ti" ye almıştı.