Profesör Deniz Abik Hocam’ın hayata geçirdiği “Çütam Kültür Evi”nden Serhat Mehmet yollamış;
Bir Karadenizli’nin kaleminden Adana’yı anlatıyor.
Ben beğendim; bakalım siz de beğenecek misiniz?
***
Merhaba arkadaşlar.
İnce Memet’en çıktık yola, yolun sonu Adana’ya vardık.
Yaşar Kemal’in “İnce Memed” ini okuduktan sonra, Çukurova Bölgesi; Osmaniye, Adana ilgimi çekti.
Orayla ilgili, okumaya, izlemeye, sormaya başladım ve beni çok şaşırtan bir şeyle karşılaştım.
Şöyle düşünmeye başladım “Adana kadar imajı yanlış yansıtılan bir başka şehir yok ülkemde.
Adana deyince aklımıza, işte o tuhaf diziler; vurdulu kırdılı, sahneler, adliyelerdeki olaylar, uyuşturucular, şiddet ve kabadayılık geliyordu.
Arkadaşlar; Adana öyle bir Adana değilmiş.
Gerçi ben çok Adana’ya gittim, orada dostlarım var.
Dışarıya yansıtılan, ekranlarda gördüğümüz, gazetelere yansıtılanlardan izlemlediğimiz Adana İmajı ile benim gördüğüm Adana hiçbir zaman birbiriyle aynı değildi. Ama Yaşar Kemal’in “İnce Memed”ini okuduktan sonraki araştırmalarımda karşıma çok farklı bir Dünya çıktı.
Ben size bir şey söyleyeyim mi? Sanki Adanalı’laı kaba ,saba, sert konuşan, kavgacı, kültürsüz, sert insanlarmış gibi bir imaj yaratılmaya çalışılıyor.
Asla öyle bir şey yok.
Adana var ya, ağır insanların, beylerin. Beyefendilerin, hanımefendilerin şehri.
Adana nazik, kibar, ince, naif insanların yaşadığı bir kent.
İnsanları, mert, gerektiğinde gözü kara, misafir ağırlamayı bilen, yoksulun, ezilenin yanında olan, güçlünün karşısında duran insanların şehri.
Bize dizilerde bir Adana anlatıyorlar, internette bir Adana gösteriyorlar,aman evlerden, ocaklardan uzak ”mümkün olsa o Adana’yı Türkiye sınırlarından dışarı atalım”dersin. Oysa Adana şairlerin şehri, sanatçıların şehri, sinemacıların şehri.
Bu kent, en ünlü siyasetçilerin, en ünlü iş adamlarının, bu ülkenin en namlı en güzel insanlarını toplandığı bir kaç güzel şehrimizden biri.
Adana; onun içinde yaşadığı insana kimlik veren ve kendi kimliği olan bir şehir.
Bak şimdi; bi dışarıdan, bi de içerden örnek vereyim. Yani bir Adana’ya gelenlerden, bir de Adana’da doğanlardan birer örnek vereyim.
Adana nasıl bir şehir biliyor musunuz?
Adam kalkar buraya Van’dan gelir, ırgattır. Adana’nın köyüne yerleşir.
Onun çocuğu bir Yaşar Kemal olur.
Adana var ya Adana; buraya bir öğretmen gelir, burada yazdığı şiirler milli olur.
Arif Nihat Asya gibi.
Şiirleri ders olarak okutulur.
Siverekli kürt bir babanın, Vartolu kürt bir annenin, ırgatlık yapmak üzere, Çukurova’ya gelmiş çocuğu, Türk Sineması’nın önemli figürlerinden biri olan
Yılmaz Güney ortaya çıkar.
Kayseri’li bir ailenin çocuğu sırtına semerini vurur, gelir Adana’ya.
Daha sonra adı “Hacı Ömer Sabancı” olan o adam, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden biri haline gelir.
Ülkeye gerek sanayi ve gerekse diğer pek çok alanda (kendi ve çocukları) hizmetler yaparlar.
Var mı bilmeyeniniz Ahmet Cevdet Paşa’yı?
Büyük tarihçi, büyük düşünce adamı ve aynı zamanda büyük bir vali.
Onun kızı Fatma Aliye, bu güzel kent’te Osmanlı’nın ilk kadın roman yazarı olur.
Eli liralıkların arkasında gördüğünüz kadın resmi o Fatma Aliye’ye aittir.
Urfa’dan; karnını doyurabilmek için, babasını öldüren annesi ile birlikte Adana’ya gelen bir çocuk, intiharın kıyılarında iken,” Türkiye’nin babası” ünvanını alır.
Bu isim de Müslüm Gürses’tir.
Milyonlarca insanın acısını, hüznünü dile getiren şarkılar besteler Müslüm Baba da.
Haftaya da devam etsem, Adana’mızı metheden bu Karadenizli’nin sayacağı isimleri bitiremem.
O yüzden kısa kesecek ve “Adanalılığımızla övünelim” diye noktalayacağım bu yazıyı.