Çok uzak bir ülkede yaşasa da, onu hepimiz tanıyoruz. Sanırım fotoğrafını görmeyen yoktur. O fotoğraf çekildiğinde 12 yaşında bir çocuktu Sharbat Gula.. Onun hayatı bir fotoğrafçının deklanşöre basmasıyla tamamen değişiverdi. O an her ikisi de neler olacağının farkında bile değildi.
Çok uzak bir ülkede yaşasa da, onu hepimiz tanıyoruz. Sanırım fotoğrafını görmeyen yoktur. O fotoğraf çekildiğinde 12 yaşında bir çocuktu Sharbat Gula..
Onun hayatı bir fotoğrafçının deklanşöre basmasıyla tamamen değişiverdi. O an her ikisi de neler olacağının farkında bile değildi. Hatta birbirlerinin isimlerini dahi bilmiyorlardı. Onun kaderi yaşadığı coğrafyanın derin, çok derin izlerini taşıyordu. Oyunlar oynaması, gülüp eğlenmesi, geleceği düşünmeden mutlu olması gerekirken, bir savaşın ortasında buldu kendini. O yemyeşil gözlerinin içinde biriktirdiği acılar, savaşın bitmek bilmeyen çilesi ve insanın içine işleyen korkuları vardı. Tarifsiz, hayal bile edemeyeceğimiz karanlık korkular..
***
Sharbat Gula, Peştun kökenli Afgan bir kız olarak 1972 yılında savaşın ortasında dünyaya geldi. Savaşın yıkıcı etkisi onu 12 yaşında öksüz bıraktı. Fotoğrafçı Steve McCurry ise savaşın etkisini fotoğraf karelerine yansıtıyordu. Bu Afgan kızını dünyaya tanıtacağından bi haberdi. Gula, Pakistan’da bir mülteci kampında yaşıyordu. Steve McCurry, Pakistan’da mülteci kampında dolaşırken bir okulun öğrencilerinin fotoğrafını çekmek istedi. İşte fotoğraflarını çekerken fark etti onu. Delici yeşil bakışları zihnine kazınıvermişti hemen. Steve, Sharbat’ın fotoğrafını çektiğinde, savaşın tüm görüntüsü yüzüne yansımıştı adeta. Afgan kadınlarının fotoğraflarını çekmek hiç kolay değildi. Steve bu fırsat için saatlerce dil dökmüştü. Çünkü o bir yabancıydı ve ondan her şey beklenirdi, hatta bir casus bile olabilirdi.
Steve kendisini kanıtlamak için çok uğraşmış, sonunda da istediğini almıştı. Bu imkânsız anı 1984 olarak tarihe geçti. Tam 1 yıl sonra Sharbat’ın yüzü National Geographic’in Haziran sayısında "Afghan Girl" (Afgan Kızı) başlığıyla yayımlandı. Onun bakışları tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. O, hayata bu kadar anlamlı bakmayı canı yanarak öğrenmişti. Küçücük bir kız çocuğu olamadan büyüyüvermişti.
Fotoğrafın ardından tüm dünyanın gözü Afganistan’ın yaşadığı zulme doğru döndü. Henüz ismi bile bilinmezken savaşın ve mültecilerin simgesi oldu. Tabii bu olay yayıncıya da, fotoğrafçıya da büyük ün kattı. Fotoğraftan sonra Afgan çocuklarının eğitimi ve kadınlar için bir fon oluşturuldu. Sadece eğitimleri için değil, sağlık ve gıda için de yardımlar yapıldı. Fotoğrafın ardından herkes bu Afgan kızın akıbetini merak eder oldu. Ancak Afganistan ve Pakistan, batı medyası için ulaşılmaz bir yerdi. Bu sebepten 2001’de Taliban rejimi yıkılana kadar Sharbat’ın kimliğine ulaşılamadı. Şöhretinden habersiz yaşı ilerliyordu bu kızın. Steve ise kendisine gelen sayısız mail ve mektuptan sonra yıllarca Sharbat’ı ulaşmaya çalıştı. Ancak hiçbir haber alamıyordu. Sonunda dayanamayıp kampa gitti. Ocak 2002’de National Geographic ekibi Sharbat’ın izini sürmek için uzun bir yolculuğa çıktı. İlk ipucu mülteci kampının olduğu bölgede bulundu. Orada Sharbat’ın kardeşini tanıyan birini bulmuşlardı. Uzun süren soruşturma ve araştırmanın ardından Sharbat’ı Afganistan’ın ücra bir köşesinde buldular.
***
Sharbat, 1992’de kamptan ayrılmış ve ülkesi Afganistan’a dönmüştü. Sharbat bulunduktan sonra artık kızın gerçek adı da öğrenildi. Onu bulduklarında Afganistan’ın o ücra köyünde kocası ve 3 çocuğuyla birlikte yaşıyordu. 80’li yılların sonunda evlenmiş ve aile kurmuştu, kocası ise fırıncıydı. Afganistan’ın kurallarına göre, bir kadın başka bir erkekle göz göze dahi gelemezdi. Steve’le tekrar görüşmesi kocasının ve ağabeyinin izniyle oldu. O güne kadarki tek fotoğrafı Steve tarafından çekilmişti. Bir daha da hiç fotoğrafı olmamıştı. National Geographic, Nisan 2002 sayısında yıllar sonra Sharbat’ın hikâyesi ‘İşte O An’ başlığıyla yeniden yayımlandı. Sharbat, ömründe ikinci kez fotoğraf çekiliyordu. Aynı yılın Mart ayında hakkında bir belgesel yayınlandı. (Devam Edecek…)