Lydialı Güzel Arakhne ve Athena’nın Gazabı;
Birazcık kazıdığınızda, arkasında mitoloji ve tarihle harmanlanmış büyülü bir yolculuğa çıkarır sizi bu topraklar… Mesela örümcek kız Arakhne’nin hazin öyküsüne bakalım bu seferde.
Tanrıça Athena, insanların yaptığı bütün sanatların, özellikle de kadın parmaklarının yaptığı ince nakışların ve örmelerin de koruyucusu idi. Güzeller güzeli bir kız olan Lidyalı Arakhne gergef işlemekte o kadar becerikliydi ki, ara sıra Nymphalar bile su kenarlarından ayrılarak onu izlemeye gelirlerdi. Bir gün periler ona, “Bu kadar güzel gergef işlemeyi sana Athena mı öğretti?” diye sordular. O ise; ”Kim benimle boy ölçüşebilir? Ben Athena falan tanımam, herkesi bu işte geride bırakırım!” diye karşılık verdi. Athena bütün bunları işitti ve ihtiyar bir kadın şeklinde Arakhne’nin yanına geldi. Bitkin ve yorgun vücudunu ve ağarmış saçlarını göstererek, “Kızım sen sanatında çok ileri gitmişsin. Herkesi geçebilirsin, ama bir tanrıçanın kudreti her şeyden üstündür. Kendini o kadar büyük görme” der. Arakhne ise “Athena gelsin ben onunla bile boy ölçüşürüm” der ve gurura kapılır. Athena, kendi ilahi kılığına girerek kız ile yarışmaya başlar. Athena gergefte Olympos Dağı’nı ve tanrılarını işler; kız ise Zeus’un çapkınlıklarını. Buna iyice sinirlenen Athena da kızın işlediği gergefi alır ve buruşturup yere atar. Sonra da zavallı kızı, tozlu duvarlarda gezinip sonsuza kadar ağ örsün de faydasını göremesin diye örümceğe çevirir. Nitekim ArakhneYunanca’da örümcek anlamına gelir. Örümcek kız Arakhne’nin de İzmir’in kırk kilometre güneyindeki Kolophone antik kentinde yaşadığı rivayet edilir.
Meşhur Amazonlar:
Anadolu coğrafyasında nereye giderseniz gidin, ayrı bir hikaye karşılar sizleri. Mesela kuzeydoğusuna çıkalım bu kadim toprakların. Dünyaca ünlü kadın savaşçıların, Amazonların yaşadığı bölgeye…
Mitolojiye göre Amazonlar, savaş tanrısı Ares ile perilerin en barış severi olan, uyum tanrıçası Harmonia’nın birlikteliğinden doğmuşlardır. Karadeniz’de Thermodon (Terme) çayının kıyısında, bugün ki Fatsa’nın yakınlarında yer alan Themiskyra şehrinde yaşamışlardır. Amazonlar, erkeklerle sadece çoğalmak amaçlı birlikte olan ve bunun dışında erkeklerce dokunulamayan kadınlardır. Her ilkbaharda tarlalar sürülüp tohumlar saçıldıktan sonra onlar, komşu kabilelerin delikanlılarını kabul edip, toprağın saban izleri üzerinde onlarla birlikte olurlarmış. Doğan kız çocuklarını alıkoyar, erkek çocukları ise komşu kabilelere verirlermiş. Savaşarak Anadolu’nu birçok noktasını ele geçirmişler. Efsanevi Truva savaşları sırasında Amazonlar, Anadolu’nun savunucuları olarak, Akhalar’a karşı Truva’nın yardımına koşmuşlardır. M.Ö 1184’lü yıllar…Son Tunç Çağının savaşıdır bu…
Amazonlar’ınSmyrna ve Efes kentlerinin kurucuları oldukları ve hatta Efes Artemis Tapınağı’nı da inşa ettikleri söylenir. Batı Anadolu’ya yayıldıktan sonra Yunanistan’a dek uzandıkları ve Atina kapılarına bile dayandıkları anlatılmaktadır. Bir rivayete göre de onlar Hititli kadın savaşçı rahiplerdir ve Kibele’ye de sıkı sıkıya bağlıdırlar.
Dünya denilen gezegenin büyülü ruhuna sahip olan bu topraklar, bereketli hilalin tam orta yerinde var olmuş ve birçok uygarlığa anne olmuştur. Ünlü şair Ahmet Arif’in de dizelerinde dile getirdiği gibi, “Güneşin bahçesini bekleyen bu Ulu Ana; Nuh’a beşikler, hamaklar vermiş; dil, din, ırk ayırmaksızın şefkatli kollarını tüm insanlığa açmıştır.”
Yüreğinizle dinlerseniz size anlatacağı çok şey var çağların süzgecinden geçmiş bu yaşlı bilge Ana’nın… Ve o Ana bizlere der ki:
Ben Anadolu’yum, ne olursan ol yine gel diyenlerin yurduyum, sizleri bağrımdaki milyonlarca çocuğumla birlikte barındırır, yaşatırım.

SON SÖZ:’’ BEN ANADOLUYUM. BEN TÜRK’ÜM,KÜRD’ÜM,ZAZA’YIM,LAZ’IM, AHBAZ’IM ÇERKES’İM,DADAŞ’IM.! BEN ANADOLUYUM…