Kapımızın önünde bir kamyonet durdu. Elim ağzımda, kamyonetten inen adama şaşkınlıkla bakıyorum. Siyah şalvarlı, ayaklarında terlik, iri-yapılı bir adam. İçinde bir sürü koyun olan kamyonetin arka kapağını açtı ve 2 kahverengi koç indirdi.

Kurban Bayramı’ndan 3 gün önce…

11-12 yaşlarındayım...

Her zamanki gibi arkadaşlarımla sokakta oynuyorum.

Kapımızın önünde bir kamyonet durdu. Elim ağzımda, kamyonetten inen adama şaşkınlıkla bakıyorum. Siyah şalvarlı, ayaklarında terlik, iri-yapılı bir adam. İçinde bir sürü koyun olan kamyonetin arka kapağını açtı ve 2 kahverengi koç indirdi.

Evimizin kapısına hızlıca vurarak;

 “Ev sahibi, ev sahibi...”

Annem kapıya açar, ‘Buyur efendi.’

“Burası Kasap Yücel ağabeyin evi mi?”

‘Evet, hayırdır inşallah!’

“Korkma, bir şey yok yenge hanım. Yücel baba 2 koç aldı, bende size getirdim.”

‘Sana zahmet avluya koyuver, aman bağlamayı unutma.’

“Merak etme yenge, 1 dakikada hallederim” dedi ve koçları merdiven demirlerine bağladı. Ardından çekip gitti.

***

Evimize kurbanlık koç gelmiş, hem de 2 tane.

Hakan durur mu? Elbette durmadım!

Her 2 koça su ve yem verdim. Ufacık boyumla birinin üstüne çıktım, boynuzlarından tuttum. Sanki rodeo yapıyorum! Ufacık çocuğum, boş vaktim çok. Koçlarla ilgileniyor, yemini ve suyunu vermeyi ihmal etmiyorum. Kurbanlık koçları evimizde 3 gün misafir ediyoruz, hiç yalnız bırakır mıyım? Tabi ki bırakmadım…

Koçları gören ve çok seven ablalarım aynı anda; “Yazık ya! Bunları nasıl keseceğiz?” der, ama kebapları, kavurmaları yerken böyle düşünmezler! Ah insanoğlu…

Her iki koça da isim verdim; birinin adı Ali Can, diğerinin ise Mehmet Can oldu. Bunu duyan ev halkı (Annem dahil) bayrama kadar koçlara isimleriyle seslenmeye, hatta dertleşmeye bile başladı.

Babama sordum; “Neden 2 koç aldık? Bir tane yetmez miydi?”

Babam; ‘Koçun birini mahalleliye dağıtmak, diğerini kendimiz için aldım. Âdet budur evlat’ dedi.

Ve Bayramın 1. Günü…

Merhum babam, kasap olduğu için her Kurban Bayramı’nda namazdan sonra sözleştiği, yani koyun sattığı müşterilerinin kurbanlıklarını kesmek için yola koyulurdu. Tabii bende yardımcısı olarak yanında giderdim. Yardım bahane, bahşiş şahaneydi. Babam, en geç öğle 1’e kadar 20-25 koyun keser, bende dünyanın bahşişini toplardım. Babamdan aldığım bayram harçlığı da cabası. O kadar param olurdu ki ne alacağımı, nasıl harcayacağımı şaşırırdım. Sokaktaki arkadaşlarıma kısa süre de olsa ‘ağalık’ yapardım.

E, sıra geldi bizim koçlara. Babam elindeki bıçağı bileyerek, “Oğlum, getirin şu koçları” dedi. Ağabeylerimle birlikte koçları kesilecek yere götürdük, gözler bağlandı ve beslemelerle birlikte kurbanlıklar kesildi.

3 gün evimizde misafir edip, gözümüz gibi baktığımız ve bir o kadar da alıştığımız koçlar kesilerek kurban olmuşlardır. Kurban Bayramı’nda kurban keserek dini vecibelerimizi böylece yerine getirmiş olurduk.

Ya şimdi… (Devam Edecek…)