Bir ülke düşünün; adı, Osmanlı İmparatorluğu olsun; 1299 ‘dan başlayarak 1699 yılına kadar, hep ilerlesin, hep genişlesin, hep büyüsün.

Sonra….Kötü yönetim yüzünden, 1699 Kar Lofça Antlaşmasından sonra, devamlı toprak kaybetsin. Kötü mali politikalar, kaynak israfı ve müsriflikler yüzünden, hazinesi boşal. Abuk sabuk faizlerle borçlansın. Borçlandıkça batsın.

Ülkede yaşayanlar, en temel ihtiyaç maddelerini bile yurtdışı kaynaklı edinebilsinler. Tabi ki parası olanlar. Parası olmayan, o zaman da aç bugün de aç. Fakat o zamanlar ülkede patates, soğan, patlıcan, salatalık almak için ülke tebaası kuyruklara girmiyordu. Ülke kuyruklar ile daha o zamanlar tanışmamıştı. Amaç o zamanlar da önce fakirleştirmek sonra da köleleştirmek idi.Neden bu hale düştüler, tabi ki Chp yüzünden !

Ülkenin bu baskıcı ve parasız zor döneminde ülkesini seven, milliyetçilik duyguları ileri seviyede, cesur ve bilgili bir önder, Mustafa Kemal bu duruma dur demek için ülke çapında görüşünü paylaşan arkadaşları ile örgütlenme içine girdi. Tüm zorluklara tüm olanaksızlıklara tüm işbirlikçilere karşın bu örgütlenme ve direniş başarılı oldu.

Bu arada ülke emperyalistler tarafından işgal edilmiş, bölünmüş, parçalanmış, halkına olmadık baskı ve zulümler reva görülmüştü. O zamanlar ülkenin tebaası canı için, yaşayabilmek için, yedisinden yetmişine el birliği ile emperyalistlere karşın top yekûn mücadele içine girmişti. Bugünkü gibi birçok şey lafta kalmıyordu. (Vatan fa CE’de kurtarılmıyordu) Çünkü, mevzu bahis olan canıydı yani son aşamadaydı. Ve ülke insanları önderleri sayesinde başarılı oldular ülkelerini işgal eden düşmanlarını ülkelerinden söküp attılar. Yeni bir yönetim şekli kurdular, adı Cumhuriyetti.

Amaç halkın kendi kendini yönetmesi, bağımsız olması, kendi seçtiği insanlar tarafından çoğulcu bir şekilde yönetilmesiydi. Başlangıçta her şey çok güzel gelişti. Ülkede sanayi hamlesi eğitim hamlesi ve birçok gerçek anlamda devrimler gerçekleştirildi. Ülke insanları insan olduklarını hissettiler onlar artık köle değil, özgür bağımsız, geleceklerine güvenle bakabilen umutlu insanlardı. Bu ülkenin yükseliş dönemiydi.

Ülkenin önderinin zamansız ölümü ile ülke yasa boğuldu. Ülke insanları günlerce yas tuttular. Tüm dünya ülkelerinden, tüm ülke başkan ve liderleri ülkemize gelerek ulu öndere son vazifelerini yapıp saygılarını gösterdiler. Ancak bu zamansız ölüm tüm emperyallerin ekmeklerine yağ sürmüş, neredeyse bir zil takıp oynamadıkları kalmıştı.

Hazırlamış oldukları ve uygulanması sekteye uğrayan emperyalist planlar, tekrar devreye alındı ve uygulanmaya geçildi. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yükseliş dönemi çok partili döneme kadar sürdü sonra durağanlığa girdi. Siyaset bir iş olmaya başladı. Parası olanın yapacağı bir iş. Ülke gençleri NATO’ya girmek adına adını bilmediğimiz ülke Kore’ye ölmeye gönderildiler. Kan bedelini NATO’ya girerek aldık. ülkemizde pıtrak gibi Amerikan üsleri açılmaya başlandı. Amerika bizim dostumuzdu. Hatta o derece dosttuk ki ‘MAH’ milli emniyet teşkilatı riyaseti (Mit) çalışanlarının maaşlarını bile dostumuz Amerika ödüyordu. 80’li yıllara kadar olan sürede tüm emperyal ülkeler (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya vb. gibi) ülkemize yerleşmişlerdi. 80 yılından itibaren 80 darbesi ile, Türkiye bilinçli bir şekilde çöküşe geçti.Çöküşün gerçekleşebilmesi adına milli değerler Vatan, Bayrak, Andımız, İstiklal marşımız, Milli Sanayi kuruluşları bilinçli bir şekilde aşındırılmaya başlandı. Tartışmaya açtırıldı. İş başındaki hükümet iktidarı süresince eğitim sistemini hallaç pamuğu gibi atarak içinden çıkılmaz bir hale getirerek çocuklarımızı gençlerimizi, eğitimsizliğe, cahilliğe mahkûm etti.

Ülke okullarının birçoğu İmam Hatip’eevrildi. Müfredatlar değiştirildi. Sınıfta kalmak kaldırıldı. Bilgisiz cahil bir nesil hedeflendi ve bunda başarılı da olundu.

Ülkenin belli başlı üniversitelerinden mezun olan gençler, ülkede bir gelecek görmediklerinden ötürü, yurtdışına göçtüler. Ülke son 10 yılında muhteşem bir beyin göçüne ve yanında, ülke burjuvazisinin de sermaye göçüne şahit oldu.

Ülke insanlarının cahilliğinden yararlanılarak, Cumhuriyet yıkıldı ve yerine Başkanlık sistemi geçirildi. Tüm bu gelişmelere karşın ülke insanı halen Cumhuriyet ile parlamenter demokrasi ile yönetildiğini zannediyor. Gözünün önünde olan biteni idrak edemiyor. Düşünemiyor Neden, Niçin sorusunu sormayı beceremiyor.

Cuma günü devam edeceğiz.