Babası halen hayatta olanlar, lafım size; babanızın kıymetini bilin. Çünkü kaybettikten sonra insan anlıyor bazı şeylerin kıymetini. Günümüzde anne-babaya sevgi, saygı ve hürmetten maalesef eser kalmadı. Teknolojinin ilerlemesiyle ellerinden düşmeyen telefon ve tabletlerle, bilgisayarlarının başından kalkmak bilmeyen şimdiki nesil, hasret kaldığımız âdet gelenek ve göreneklerden ha

Baba: Evin direği, yıkılmaz duvardır…

Baba: Koruyan, kollayan, gözetendir…

Baba: Ata’dır…

Baba: Bir arkadaş, bir dost, yeri geldiğinde dert ortağıdır…

Baba: Candır..

Kısacası, baba: Her şeydir…

Babası halen hayatta olanlar, lafım size; babanızın kıymetini bilin. Çünkü kaybettikten sonra insan anlıyor bazı şeylerin kıymetini. Günümüzde anne-babaya sevgi, saygı ve hürmetten maalesef eser kalmadı. Teknolojinin ilerlemesiyle ellerinden düşmeyen telefon ve tabletlerle, bilgisayarlarının başından kalkmak bilmeyen şimdiki nesil, hasret kaldığımız âdet gelenek ve göreneklerden haberleri bile yok. İşten gelen babasını yattığı yerden selamlayan, hatta saatler sonra gören çocuklar, anne ve babasının kıymetini nerden bilsin! Buna rağmen sıkıştığında, içinden çıkamadığı durumlarda ilk babalar aranır, onlardan medet umulur. Bu durum doğanın kanunu mudur bilinmez, ama yine de çıkar gözetmeksizin babalarınızı candan sevin. Onların sizlerden istediği tek şey budur.

Babalar, evlatlarına sevgilerini pek göstermez. Tatlı-sert davranışlarıyla çocuklarını bir nevi hayatın zorluklarına karşı hazır tutmaya çalışır. Bu durum da, baba olmanın bir kanunu aslında...   

Baba kavramının önemine bu kadar değinmişken, yaşanmış ‘Bir Baba-Oğul Hikâyesi’ni sizlerle paylaşmak isterim.

Buyurunuz…

***

Bir Baba-Oğul Öyküsü…   

Delikanlı 16 yaşında iken babası ile tartışır ve evi terk eder. Buna çok öfkelenen baba;

“Evde onun adı bile anılmayacak!” diye yasak koyar.

Anne her gece evi terk eden oğlunun yatağına oturup, yastığını koklayarak uyur.

Kocasına; “Oğlumu özledim, ne olur gidip arayalım, bulup getirelim” dese de, baba geri adım atmaz.

 Aradan iki yıl geçer ve o yıl oğlunun doğum günü ile Babalar Günü, aynı güne denk gelir. Annenin ağlamaklı halini gören baba dayanamaz ve annesine; “Şu adrese git, oğlunu gör” der ve ekler, “Adresi benim verdiğimi ona söyleme.”

Baba birkaç şey daha söyler ama anne söylenenleri duymaz, aklında bir tek oğlunu görmek vardır. Anne, mutluluktan uçuyordu. Hemen hazırlandı ve yola koyuldu. Babanın verdiği adres şehrin karşı yakasındaydı. Gittiği adres bir tamirhaneydi ve oğlunu tulum içinde gördü. Bir süre ıslak gözlerle dükkânın karşısından onu izledi ve oğluna doğru yaklaşmaya başladı.. (Devam Edecek…)