Yaşanmış ya da efsaneleşen hikâyeler, kıssadan hisse ders niteliği taşır.
O yüzden, “Atalarımız demişse vardır bir bildiği” deriz.
Bazı hikâyeler yüzyıllar önce yaşansa dahi, hikâyenin gerçekliği gün gelir suratımıza şak diye vurur.
Ne mi demek istiyorum?
O halde;
Bundan 2 bin 500 yıl önce Ege'de bir köle yaşardı,
Adı; Ezop (Aisopos)
Köleydi ama bilgeydi, masallarıyla ünlüydü.
Masallarında hayvanları konuşturur, mesajını hayvanlar üzerinden verirdi.
La Fontaine’e ilham olan o masallarla insanların ahmaklıklarını, cehaletini ve vurdumduymazlıklarını sert şekilde eleştirirdi.
İşte onlardan biri…
***
Bir gün inek, at ve eşek bir araya gelerek bir karar alırlar.
Üçü de farklı yönlerde dünyanın farklı yerlerine gidecek, üç yıl boyunca insanları gözlemleyecek, sonra aynı yerde buluşup izlenimlerini birbirlerine anlatacaklar.
Tamam derler ve dağılırlar.
Aradan üç yıl geçer...
Buluşma yerine önce inek, sonra at gelir.
İkisi de perişan haldedir.
Yorgun bitkin, bir deri bir kemiktirler.
At ineğe sorar, "Nedir bu halin arkadaş?"
İnek derin bir ‘ah’ çeker; "Bu insanlar çok merhametsiz. Beni sürekli birilerine sattılar. Alan hem sütümü sağdı, hem tarla sürdürdü, süründürdü. Aç, uykusuz bıraktılar! Üç yıl boyunca anamdan emdiğim süt burnumdan geldi! Tam keseceklerdi, canımı zor kurtardım!" der.
İnekten sonra At alır sözü;
“Benim yaşadıklarım da farklı değil. Önce ağzıma bir demir parçası geçirdiler. Sonra üzerime bindiler. Kırbaçlayarak koşmamı istediler. Ben koştukça onlar daha hızlı koşmam için daha sert kırbaçladılar. Belim artık taşıyamaz hale gelince arkama bir araba bağladılar. Yüzlerce kilo yük taşıttılar. Üç yıl aç, uykusuz bıraktılar. Ben de senin gibi canımı zor kurtardım."
***
İnek ve at yaşadıklarını anlattıktan bir süre sonra eşek gelir buluşma yerine.
Neşelidir, keyfi yerindedir. Gözleri ışıl ışıldır, üstelik kilo almıştır.
İnek ve at merak ve hasetle sorar; "Anlat bakalım neden bu kadar mutlusun?"
Eşek başlar anlatmaya; “Sizden ayrıldıktan sonra uzaklarda bir yere vardım. Baktım bir adam yüksek bir yere çıkmış, bağırdıkça bağırıyor. O bağırdıkça onu dinleyenler alkışlıyor. Bunun üzerine ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırmaya başladım. Sesimi duyan benim yanıma koştu. Duyan duymayana haber verdi, etrafım insanla doldu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım."
İnek ve at merakla sorar, "Sonra ne oldu?"
Eşek daha da keyiflenir; "Ne olacak, beni başkan seçtiler. Yedirdiler, içirdiler, el üstünde tuttular!"
At dayanamaz; "Peki bu insanlar senin eşek olduğunu hiç mi anlamadı mı?"
Eşek gülerek cevap verir; "Yarısı anladı anlamasına da, diğer yarısına anlatamadı!"
Anlayana…