İnsanı, insan duygu ve düşüncelerini, hayallerini, beklentilerini ve insan ilişkilerini hangi temele oturtmalıyız desek, sanırım her kes aynı şeyi söyler: ‘GÜVEN.’
İster kişi ol, ister kurum ya da kuruluş ol…Kısacası her ne olursan ol, cinsin, çeşidin, türevin ne olursa olsun;’ GÜVEN’ver… Güven, bir inşaatın, bir binanın temeline benzer… Temelsiz bina olur mu? Temelsiz bir yapı (fabrikadan, hastaneye, otelden, stadyuma kadar) olur mu? Elbette olmaz…İşte ‘GÜVEN’ böyle bir özelliktir. Saygı ve sevgi, onun alt bileşenleridir…
İnsanlar, başta aile içi ilişkilerinde ve eş dost, arkadaş ilişkilerinde, sosyal ve kültürel alanlarda ki ilişkilerinde ve de iş ilişkilerinde, güven içinde olmalılar. Güven sağlamak içinde bazı unsurlara ihtiyaç var: Doğru, dürüst olacaksın. Sözünün eri, adaletli, hakkaniyetli olacaksın.
Tavır ve davranışların tutarlı, istikrarlı olacak…Kalbinde sevgi, gönlünde şefkat olacak. Vicdanlı ve merhametli olacaksın. Hoşgörülü, insan temel hak ve hürriyetlerine saygılı olacaksın.
Etik değerlere sahip, yasalara, kurallara uyan, vatandaşlık vecibelerine uyan olacaksın.
Şimdi düşünün…!!! Bütün bu değerlere sahipsiniz ama, karşı taraf sizi aldatıyor… Aldanıyor, ya da yanılıyorsunuz… Ne kadar acı değil mi? Ne kadar büyük bir hayal kırıklığı…
İşte bir yazarımız bu duruma düşmüş…!!!
Bakın neler anlatıyor bu konuda…Gelin hep beraber bu yazara kulak verelim…
‘’Aldatıldım.. Aldatıldık, aldatılmaya çalışılıyoruz…
Nokta dergisinde, o belgeler ilk olarak yayınlandığında polis, dergi idaresini basmış, savcılar dergide yayınlanan belgeler ve iddiaları değil de, dergi sorumlularını sanık sandalyesine oturtmuştu.
Derin devleti deşifre ettiği için Nokta’ya soruşturma açılması karşısında Nokta’yla dayanışma içinde olmak için dergiyi ziyaret etmiştim. Haberde Alper Görmüş’ün imzası vardı.
Nokta’ya inanmıştım, aldanmış, aldatılmışım.. Kendisinde olduğunu düşündüğüm, yayınlayamadığı belgeleri bana vermesini istemiştim, vermedi, hatta görüşmek de istemedi. Meğer Balyoz, Ergenekon, Ay ışığı hepsi birer kurmaca davaymış.
Mehmet Baransu beni aldattı. O belgelerle ilgili onun iddialarını tekrarladım durdum. Erkaya ile ilgili bilgi-belge istedim kendinden selamı sabahı kesti. Son görüşmemiz Çengelköy’de olmuştu. Erdoğan’a ve AK Partiye sövüp sayıyor, yakında ellerini ayaklarını zincirleyip sokaklarda dolaştıracaklarını söylüyordu..
Balyoz davasına müdahillik talebinde bulunmuştum. Kabul edildi. İddianamede öldürülecekler listesinde Fehmi Koru ve Ali Bulaç’ın da isimleri vardı, ama nedense onlar müdahillik talebinde bulunmadılar. ÖZGÜRDER de müdahil oldu. Dava, iddianame ve belgelerdeki kurgunun ilk farkına varan Hamza Türkmen oldu. O açıdan bakınca kirli oyun ortaya çıktı. Bir daha da davalara katılmadık. Bu BÇG ile FETÖ arasındaki iktidar mücadelesi ise siyaset mafyasının, siyasi baronların iç hesaplaşması idi.
Ferhat Sarıkaya’yı da desteklemiştim. Kendi itiraf etti. O olay da aynı hesaplaşmanın bir diğer parçasıymış.. Görevden alındı, abisinin kuruyemişçi dükkanında çalışıyor demişlerdi, meğerse o tarihte Gülen, kendisini himayesine almış…!!!
Bülent Arınç’ı 50 yıl öncesinden tanırım. İlk kez şu kozmik oda meselesinde gönül olarak koptum. “İki kamyon dolusu el bombası geldi Ankara’ya” demişlerdi. “Bülent abi”ye yönelik bir suikast plânı vardı. Kozmik odaya girilmesine “gık”ımız çıkmadı. Şimdi ortaya çıkıyor ki, bu senaryo kozmik odaya girmek için bir kumpas, bir senaryoymuş. Kozmik odadaki sırlar alınıp, başka ülkelere servis edilmiş. Arınç’ın bu süreçteki sessizliğine bir anlam verememiştim. Daha sonra gerçek ortaya çıkınca yüreğimden bir şeyler koptu. Kendimi aldatılmış hissettim. Tıpkı Şevket Kazan’ın 28 Şubat mahkemesinde “kahraman ordumuzla aramızda bir ihtilaf yoktu, davacı değilim” dediği zamanki gibi. Bu arada; Temel Karamollaoğlu’nun 28 Şubat’ta Kalkancı’nın kendi çocukları üzerindeki etkisini bildiği halde, ne önce ve ne de sonra hiçbir şey söylememesini anlamış değilim.
Gültekin Avcı! Savcılıktan istifa ettiğinden, BÇG’ye karşı yazılarından dolayı işsiz kalan birine sahip çıkma adına Yeni Akit’te yazarlık teklif etmiştim. Başlangıçta hiç renk vermedi. Meğer bir kripto elemanmış. Şimdi gözümde Baransu’dan farkı yok.
Allah bizim ferasetimizi artırsın, bu münafıkların şerrinden de hepimizi emin kılsın. Allah bizleri affetsin. İnsanın gaflet anı oluyor..
Bilerek birileri ile yan yana durmuşsam, bu ya meşru bir iş, ya da meşru bir söz içindir. Bu anlamda herkesle bir şekilde bir takım ilişkiler içinde oldum. Ama aldatanlardan bu dünyada da ahirette de şikayetçiyim.
Balyoz ve Ergenekon davası ile ilgili ilk uyarıyı Hamza Türkmen’den almıştım. Bir de beni tanıyan ve benim tanıdığım bazı Ergenekon ve Balyoz sanıklarının ve/veya aile ve avukatlarının bana yazdıkları mektuplar bazı iddialar üzerinde yeniden düşünmeme sebep oldu. Mesela Muammer Karabulut bunlardan biri. Noel Baba Vakfı başkanı. F. Gülen bundan vakfı istemiş, Muammer ret cevabı verince onu da sanık yapmışlar.
Devam edecek…