Adana, bereketli topraklarıyla, narenciyesiyle, pamuk tarlalarıyla anılan bir şehir… Ama son yıllarda bu bereketin yerini endişe aldı. Çünkü beklenen yağmurlar yağmıyor, barajlar dolmuyor. Şehrin kalbi sayılan Seyhan Baraj Gölü’nde su seviyesi her geçen hafta biraz daha düşüyor. Öyle ki, bir zamanlar sadece teknelerle ulaşılabilen Sevgi Adası’na artık insanlar yürüyerek gidiyor.
Birçok Adanalı için bu durum şaşırtıcı bir manzara oluşturuyor. Sosyal medyada ada yolunda yürüyen vatandaşların görüntüleri paylaşılıyor, kimileri bu durumu merakla izliyor. Fakat aslında bu manzara, bir uyarı niteliğinde: Doğanın sabrı tükeniyor.
Kuraklık artık sadece tarımın değil, hayatın her alanını etkileyen bir kriz haline geldi. Barajlardaki su seviyesi kritik noktalara inmiş durumda. Bu da hem içme suyu rezervlerini hem de tarımsal sulamayı tehdit ediyor. Adana gibi tarıma dayalı bir şehirde suyun azalması, sadece çiftçinin değil, herkesin meselesi. Çünkü su azalırsa üretim düşer, üretim düşerse sofralar boşalır.
Yıllardır uzmanlar uyarıyor: “Yağış rejimi değişiyor, suyu dikkatli kullanın.” Fakat biz, musluklarımızdan akan suyun bir gün azalabileceğini hiç düşünmedik. Oysa bugünkü tablo, geleceğin bir provası gibi. Sevgi Adası’na yürüyerek gitmek, aslında hepimizin ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu sessizce anlatıyor.
Kuraklığın temel nedeni yalnızca yağış eksikliği değil. Bilinçsiz tarımsal sulama, su israfı, betonlaşma ve yeşil alanların azalması da bu süreci hızlandırıyor. Doğanın dengesi bozuldukça, bu dengenin bize faturası da ağırlaşıyor.
Adana’nın geleceği için acilen su yönetimi politikalarının gözden geçirilmesi, tarımda damla sulama gibi tasarruflu yöntemlerin teşvik edilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü yağmur duası tek başına çözüm değil; suya değer vermek, onu korumak zorundayız.
Bugün Sevgi Adası’na yürüyerek gidiyoruz ama eğer önlem almazsak yarın belki ne ada kalacak, ne su, ne de sevgi dolu bir doğa…