İnsanoğlunu en rahatlatıcı duygularından biri çalışmaktır. Erken kalksak da, yorulsak da çalışmak kadar güzel bir duygu yoktur. İş sahibi olmak, sorumluluktan öte, ayrı bir özgüven verir insana. Maaş günü geldiğinde yorgunluk da, uykusuzluk da, can sıkıntısı da geçer. Çünkü para kazanıyorsunuz.
Emeğinin karşılığını almaktan ziyade, evine ekmek parası götürmenin hazzı bambaşkadır.
Evliliğimin ilk aylarında, hatırı sayılır bir büyüğüm bana şöyle bir nasihatte bulunmuştu; ‘Bir erkeğin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri işsizliktir! Bir de evliyse, vay haline! Allah düşmanımın başına vermesin! Evlat, ne yaparsan yap işsiz kalma. Elin muhakkak bir iş tutsun ki ekmek paranı kazan’ demişti. Çok şükür evliliğim boyunca hiç boşta gezmedim, yani işsiz kalmadım. Elbette her insanın başına gelen işsizlik belası zamanında benim de başıma geldi. Ama en fazla 48 saatlik bir mola vermişliğim olmuştur. Sonrasında ise esas mesleğim olmasa dahi evime ekmek götürecek işlerle uğraşmışlığım olmuştur. Sorumluluk sahibi her insanın yapması gereken budur elbet.
***
İşsizlik gerçekten başa beladır! Parasız kalmanın yanında psikolojik sorunların, stres ve sinirin tavan yaptığı en büyük buhranlardan biridir. Örnekler vermeme gerek duymadan direkt söyleyeyim, Rabbim kimseyi işsiz koymasın.
Konumuz işsizlik değil. İşsizlik, ele alınması gereken ayrı bir durum olduğundan, bu can sıkıcı konuyu daha sonraki dönemlerde kaleme almak isterim.
Asıl konumuz ise; Bildiğiniz gibi bugün pek çok işçi, ofis çalışanı ya da meslek erbabı için standart çalışma rutini günde 8 saat ve haftada 5 gündür. Peki bu düzen nasıl, neden ve kim tarafından standart haline getirilmiştir?
İşte sizin için yaptığım araştırma...
HİKÂYE SANAYİ DEVRİMİ İLE BAŞLIYOR
Sanayi Devrimi'nin ilk yıllarında şirketler ve fabrika sahipleri, üretimden aldıkları verimi yüksek tutmak ve daha fazla kâr elde etmek için güneşin doğuşundan, batışına kadar fabrikalarını çalışır durumda tutuyorlardı. İşçiler de saatlik ücretlerin düşük olmasından dolayı bu uzun çalışma saatlerinde ayakta durmaya çalışıyor, hatta çocuklarını da okula göndermek yerine bu insanlık dışı düzene uyum sağlamak zorunda bırakıyorlardı. Bu dönemde işçiler, haftanın 6 günü, günde 10-18 saat arası çalışmak zorunda bırakılıyordu.
BU DURUM 19. YÜZYILDA DEĞİŞMEYE BAŞLADI
Günde 8 saat çalışma düzenini öneren ilk insan, İngiliz iş insanı Robert Owen oldu. Ona göre gün üç eşit parçaya bölünmeli ve işçilere çalışmak ve uyumak için eşit vakit verilmeliydi. Bu düşünceyle yola çıkan Owen, 1817 yılında 'Sekiz saat çalışma, sekiz saat eğlence, sekiz saat dinlenme' cümlesiyle tüm işçiler için bu düzeni standart hale getirmeye çalıştı.
***
Ancak bu önerinin yaygınlaşması için biraz daha zaman gerekiyordu
Başlarda daha düşük çalışma saatleri fabrika sahiplerince elbette hoş karşılanmadı. Ancak XIX. yüzyılda gerçekleşen bir dizi fabrika eylemiyle işçiler bir nebze olsun rahat bir nefes alabildi. Örneğin 1847 yılında gerçekleşen eylemler neticesinde kadınlar ve çocuklar için günde 10 saat, yani haftada 60 saat çalışma standart hale getirildi. İlerleyen zamanda işçiler arasında yaygın bir talep halini alan günlük sekiz saat çalışma, fabrika sahiplerinin zor durumda kalmasına sebep oldu. (Devam Edecek..)