Geçtiğimiz Cuma günü 19 Mayıs ATATÜRK’Ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımızı kutladık. Cumartesi günü Oğuz Boyları Derneği’nin daveti ile bu konuda bir konuşma yaptım. Bu konuşmanın bir özetini bugünkü yazımda aktarmaya çalışacağım. Bu arada Derneğin yeni Yönetimine ve yeni Başkanına (MAHMUT Nimet DALKIR) başarılar diliyorum.

19 Mayıs 1919 Türk tarihinin çok önemli dönüm noktalarından birisini oluşturur. Çünkü, Türk Milletinin esir olmayacağını, diz çökmeyeceğini gösteren en güçlü örnektir.

Birinci Dünya Savaşı sonunda bizimle birlikte yenilen milletlere, devletlere dünyayı dar etmek için 18 Ocak 1919 tarihinde Paris’te galip devletler tarafından Barış Konferansı toplandı. Toplanan devletler ilk önce Almanya’yı Versay’da 7 Mayıs 1919’da diz çöktürdüler. Tarihleri karşılaştırdığımızda 19 Mayıs 1919’un Türk Milletinin diz çökmeyeceğinin en iyi ve en doğru göstergesi olduğunu görürüz. Çünkü, Büyük ATATÜRK biliyordu ki, Almanya’ya diz çöktüren galip devletler bize, Türklere daha ağırını yapacaklardı. Nitekim Sevr dayatması da bunun açık işareti olmuştur.

Peki Büyük ATATÜRK bu görüşlere nasıl sahip olabiliyordu, nasıl bu öngörüleri düşünebiliyordu?

O, Türk ve dünya tarihini çok iyi biliyordu. Savaşlarda bile cephane sandıkları üzerinde gaz lambaları altında sürekli okumuş okumuştu. Okuduğu tespit edilebilen dört binden fazla kitabın önemli bir kısmı tarih kitapları idi. Bu anlattıklarımızın en açık örneği şu sözleridir: “Türk çocuğu tarihini öğrendikçe daha büyük işler yapmak için kendisinde güç bulacaktır.”

30 Ekim 1918’de maalesef imzaladığımız Mondros Ateşkesi ile felâketlerimiz başlamış oldu. Büyük ATATÜRK o gün Adana’da idi ve Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını Liman von Sanders’ten teslim aldı. Mondros’un hangi felâketleri hem de en kısa sürede getireceğini çok iyi gördü. Adana’dan İstanbul’u uyaran telgraflar çekti, ancak İstanbul teslim olmuştu. Büyük ATATÜRK, Adana’da Millî Mücadele’nin ilk tohumlarını atma girişimlerinde bulundu. Bu nedenle, 15 Mart 1923 Adana ziyaretinde Türkocağı’nda “Bende bu vekayi-in ilk hiss-i teşebbüsü bu şehirde, bu güzel Adana’da vucüt bulmuştur” demiştir. Hemen parantez içi bir bilgi vermeliyim; 30 yıldan beri bu sözlerin Adana’nın her tarafına kazılması gerektiğini öneriyorum, ancak bugüne kadar hiçbir kurumdan böyle bir girişim göremedim, çok yazık.

Adana’dan Mustafa Kemal’in uyarıları İstanbul hükümetini ve yetkilileri rahatsız ettiği için Yıldırım Orduları Grubu feshedildi. Mustafa Kemal ATATÜRK de İstanbul’a gitmek zorunda kaldı. 10 Kasım’da trenle hareket etti ve 13 Kasımda İstanbul’da oldu. O anda belki de hayatının en acı günlerinden birini yaşadı. Çünkü daha üç sene önce kendisine Anafartalar Kahramanı unvanını veren Çanakkale Savaşları ile Çanakkale Geçilmez dedirten kişilerin başlarında idi. Ancak şimdi 13 Kasım 1918’de görüyordu ki, Çanakkale’den ellerini kollarını sallaya sallaya geçmişler ve İstanbul’u işgal etmişlerdi. Hem de gemilerin toplarını Dolmabahçe Sarayı’na, yani devletin Kalpgâhına çevirmişlerdi.

Peki, bu ağır ruh hali Büyük ATATÜRK’de ne gibi bir sonuç yaratmıştı? Bıkkınlık, usanmışlık, pes etme, yılgınlık, teslimiyet gibi bir sonuç mu doğurmuştu?

Hayır, hayır!

Bakın nasıl bir sonuç doğurmuştu Büyük ATATÜRK’ÜN ruh halinde!

“GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER”

İnanılır gibi mi?

Bu ne güveni? Kendi özgüvenini anlayabiliriz. Ama, sadece kendine olan özgüvenle mi gelenleri geldikleri gibi gönderecek? Elbette değil! Kendi özgüveninin yanında esas güvendiği nedir? Tarihini çok iyi bildiği büyük Türk Milletidir. Bu bilgisine dayanarak, “Türk Milleti Esir Yaşamaktansa Ölmeyi Tercih Eder, bu nedenle Ya İstiklâl, Ya Ölüm” demiştir. Bu sözlerini her yaptığı işte unutmamış ve bu sözlere göre mücadelesini vermiş ve ba-şar-mış-tır.

İstanbul’a ulaştığı günden itibaren altı ay süren bir görüşme, konuşma, örgütlenme, tarama, çare arama çalışmalarına başlamıştır. Bu çalışmalar sonucunda eline geçen fırsatları değerlendirerek büyük yetkilerle Anadolu’nun içerilerine girme imkânını elde etmiştir.

Büyük ATATÜRK’ÜN Samsun’dan Anadolu’nun içerilerine girmesi ile gerek Samsun’da gerekse Havza’da yaptığı çalışmalar ve görüşmeler İngilizleri rahatsız etmeye başlamış ve İstanbul Hükümetinden geri çağırılmasını istemiştir. Bunun üzerine Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, Mustafa Kemal’i 10 Haziran’da geri çağırmıştır. Çünkü, Büyük ATATÜRK, İngilizlerin ve İstanbul Hükümetinin istediklerini yapmak değil, tam tersi işler yapmaya başladığı için görevden alınması gerekiyordu. Ama olmadı, yapmadı ve Millî Mücadelenin başladığını 22 Haziran’da Amasya Genelgesi ile ilân etti.

19 MAYIS BUDUR