Evet, Cumhuriyeti kurduğumuz yıldan bugüne 102 yıl geçmiş. Aslında çok değil. Çok uzun yaşayan bir insan ömrü kadar. Bu yüz iki yıla neler sığdı neler. 1789 yılında krallığa karşı ayaklanan Fransız halkı, Cumhuriyeti getirmelerine karşın kurdukları rejimi çok kısa sürede yıktılar. Fransızların iç savaşta o kadar kan dökmeleri, Kral 16. Lui ve Mari Antoneti asmaları Cumhuriyetlerini yaşatamadı. Biz her şeye karşın 102 yıldan beri yaşatıyoruz ve inanıyorum ki yaşatmaya da devam edeceğiz. Neden inanıyorum? Ülkede yaptığımız Cumhuriyet kutlamaları o kadar görkemli oldu ki, içeride ve dışarıdaki Cumhuriyet düşmanlarına adeta ders niteliğinde idi. Cumhuriyet'in ebediyen yaşayacağına neden inanıyorum biliyor musunuz? Adana Barosu'nda "Cumhuriyet'e Geçişin Temel Nedenleri" konulu bir konuşma yaptım. Salonu dolduranların çoğunluğu gençler idi. Bir saate yakın süren konuşmam boyunca o gençlerdeki ilgiyi ve gözlerindeki parıltıyı yakından gördüm. Sadece bu örnek bile Cumhuriyetimizin daha çok asırlar yaşayacağına delildir. Bu arada öğrendiğime göre ilk defa yapılan bu program için Adana Baro yönetimini kutlarım. Şahsıma ve konuya gösterdikleri ilgi takdire şayan idi. Konuşmamda da söylediğim gibi birilerinin yalanları ile, Mustafa Kemal ATATÜRK akşam yatıp sabah kalkıp haydi bugün Cumhuriyet kuralım demiş değil. Daha genel bir ifade ile Gazi Paşamız Osmanlı Devleti'ni yıkıp Cumhuriyeti kurmuş değil. Osmanlı Devletimiz 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan itibaren baş aşağı gitmeye başlamıştır. Bu gidiş padişah ve diğer yönetim kadroları tarafından durdurulmayı bırakın adeta hızlandırılmıştır. Nasıl hızlandırdıklarını sadece ekonomik olarak söyleyelim; Topkapı Sarayı dışında bütün saraylar 19. Yüzyılda yapılmıştır. Yani Devlet çökerken akıl almaz itibarlı(!) israflar yapılmıştır. Sonunda 1881 yılında yani 2. Abdülhamid döneminde Devletimiz maalesef ekonomik iflasını ilan etmiş ve Avrupalı Alacaklılardan oluşan Düyun-u Umumiye örgütü kurularak ekonomik anlamda yarı sömürge durumuna düşülmüştür. Siyasi olarak, askeri olarak ne durumda olduğumuzu anlatmaya bile gerek yok aslında ama bir örnek verelim. 1911 yılında İtalya, Trablusgarp topraklarımızı işgal ediyor. Buraya gönderecek gemi de yok ordu da yok. Ne yapılacak? Teşkilât-ı Mahsusa( bugünkü MİT'imizin karşılığı) ancak 27 kişilik bir Türk Subayı görevlendirip gönderiyor, oradaki yerli halkı İtalyanlara karşı savaştırmak için. Bu gerçekler ortada iken akıl almaz yalanlar ve iftiralarla 102 yıldır enerjimizi boşa harcatıyorlar. Trablusgarp'a giden Türk subaylarının arasında Mustafa Kemal de var. Büyük Başbuğ Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti'ni kurtarmak için en çok gayret sarf edenlerdendir. Ancak Tarihi çok iyi bildiği için özellikle Mondros'un imzalanması ile birlikte artık Osmanlı Devleti'nin yaşayamayacağını ilk görenlerdendir. Bu gerçeği gördüğü için de Türk Milleti'ne güvenerek yola çıkmış ve başarmıştır. Kendi gördüğü gerçeği çevresine inandırmış ve bu sayede başarılı olmuştur.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene.

Ne Mutlu Cumhuriyetimizi kuranlara ve 102 yıl yaşatanlara.