Bu yıl Gazi Mustafa Kemal ATATÜRKÜN vefatının 85. Yıl dönümüdür. Aramızdan ayrılışının bu 85. Yılında O büyük dehayı, O büyük başbuğu, O büyük komutanı, O büyük devlet adamını, O büyük dönüşümcü ve yenilikçiyi, O büyük edebiyatcıyı ve O büyük filozofu bir kez daha özlem, hasret ve sevgiyle anıyoruz.

Bu yıl Gazi Mustafa Kemal ATATÜRKÜN vefatının 85. Yıl dönümüdür. Aramızdan ayrılışının bu 85. Yılında O büyük dehayı, O büyük başbuğu, O büyük komutanı, O büyük devlet adamını, O büyük dönüşümcü ve yenilikçiyi, O büyük edebiyatcıyı ve O büyük filozofu bir kez daha özlem, hasret ve sevgiyle anıyoruz. Gerçekten O büyük adamı hangi sıfatla ansanız yerini buluyor ve yerine oturuyor.

Bakın, bir insan çok iyi bir komutan olabilir, çok iyi edebiyatçı olabilir, çok iyi girişimci olabilir vs vs. ama her konuda çok iyi olmak galiba yalnız Mustafa Kemal ATATÜRKTE var.

 Bugün ülkemde geldiğimiz noktada, O büyük adamın etrafında ve izinde olanlardaki gözle görülür artış, Gazi Mustafa Kemalin haklılığını, üstünlüğünü bir kere daha göstermiştir.

Ne demişti:

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (var olacaktır).

Paşam, bugün çok açık bir biçimde görüldü ki, senin izinde olmak, seni özlem ve hasretle anmak artık her şeye rağmen hemen herkes tarafından dillendiriliyor, yazılıyor, gösteriliyor. Varsın bazıları tarafından sonradan değerin anlaşılsın. Önemli olan senin değerinin anlaşılmasıdır. Çünkü, insanların farkındalık düzeyleri ayrı ayrıdır.

Cumartesi günü, Oğuz Boyları Derneğinde “10 Kasım ve ATATÜRK” konulu bir konuşma yaptım. 1 saatten fazla süren bu konuşmada, salonu dolduran izleyicilerin dikkatle ve sonuna kadar konuşmayı dinlemeleri o büyük adama, o büyük başbuğa olan özlemin çok iyi bir yansıması olmuştur. Özellikle, Üniversite öğrencilerinin varlığı hem bana, hem de katılımcılara oldukça moral vermiştir. Konuşmanın sonunda izleyicilerin gösterdikleri ilgi Atamıza olan bağlılığın, özlemin çok açık bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

Bu güzel sözlerin, bu güzel anlatımların, bu güzel anmaların bir de farklı bir boyutu bulunmaktadır. Bu yaşadıklarımızı da anmadan geçemeyeceğim doğrusu.

Önce tarihin şu sayfasından başlayalım.

Yunanlılar 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’i işgal ettiklerinde, kendilerine Barış(!) Konferansı ülkeleri, yani ABD, İngiltere ve Fransa tarafından kan akıtmamaları ve çok ilerlememeleri güya tenbih edilmişti, sanki mümkünmüş gibi. Neyse,,, Bu zavallı palikarya sürüsü gözü aç, azgın, vahşi bir sırtlan gibi Türk Milletine saldırdılar. İstanbul Hükümeti ve padişah Vahdettin tarafından da desteklenen bu saldırılar sonucunda, Yunan palikaryası Bursayı bile işgal etti. Bursaya gelen bu palikaryaların başı olan bir İT, Osmanlı Devletimizin kurucusu Osman Bey’imizin mezarına gelip ayağı ile dürttü. Kalk Osman kalk ben geldim diyerek.

Bu konu bana son derece hüzün ve kızgınlık verse de neden anlattım biliyor musunuz?

Dedim ya çok güzel bir anma yazısı ile başladıktan sonra bir de bazı diğer yaşanan gerçekleri de belirtmeliyiz diye. İşte onun için bu konuyu anlattım.

Peki, anlattım da nereye bağlanacak ve ne için anlattım?

Ülkemizde çok yakın bir tarihte “Keşke Yunan kazansaydı” diyebilen birisi vardı. Aynı kişi “Mustafa Kemal’e zerre kadar muhabbeti olan varsa benim cenazeme katılmasın” da demişti.

Ama bu kişi ve bunun gibi kişiler biliyorsunuz aynı zamanda bir de Osmanlıcı(!).

Şimdi diyorum ki; kalk, Yunancı, yattığın yerden kalk da, Türk Milletinin bütün unsurlarıyla, Mustafa Kemal’e ne kadar sınırsız muhabbeti varmış, gör!

Elbette bu kişiyi meczuptur diyerek ciddiye almamayı da düşünebiliriz.

Ama, her 10 Kasım geldiğinde tuvalete gidin de sifonu çekin derse, onu affedemeyiz, ciddiye almamazlık edemeyiz.

Böyle dese de yine ciddiye almayın da denebilir.

Ama, bu kişiye Türk Milletinin temsil edildiği yerlerde baş köşe verilir ise işte bu insanı üzer ve kırar.

Hele, O büyük dehanın kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığının Başkanı, 10 kasımda  bu kişiyi ziyaret ederse, işte bunu unutmak, bunu sindirmek daha da zorlaşıyor.

Neyse…

Biz bir hatırlatma yaparak, yaşananların unutulmayacağı konusunu gündeme alarak bu kötü işleri bir tarafa bırakalım.

Oğuz Boylarındaki konuşmamda anlatmaya çalıştığım temel şu idi: Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının, dava arkadaşlarının ve fikirdaşlarının yaptıkları en önemli işler nelerdir diye bakmak. Yazımda da bu mantıkla hareket etmek istiyorum.

Bunun en önemlisi, elbette silahlı mücadele ve ondaki akıl almaz başarıdır. Bu olağanüstü başarının 9 Eylül 1922’de tamamlanmasının hemen arkasından 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir İktisat Kongresi, 24 Temmuz 1923’de Lozan Anlaşmasının imzalanması, 13 Ekim 1923’de Ankara’nın Başkent oluşu, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyetin ilânı, 3 Mart 1924 tarihinde Hilafetin ve misyoner okullarının kaldırılması, 1925 yılında Tekke ve Zaviyelerin kapanması, 1 Ocak 1929 tarihinden itibaren harf dönüşümünün sağlanması.

Daha ileri bir tarihe gitmiyorum ve bu kadar kısa süre içerisinde yapılan bir çok işi de şimdilik kaydıyla es geçiyorum.

Yaklaşık 10 seneye bu kadar büyük, akıl almaz, olağanüstü, hayal edilemez, düşünülemez, sindirilemez işleri yapmak yer yüzünde kaç insana, kaç millete nasip olabilir acaba?

İç ve dış bir çok engele rağmen bu kadar büyük işleri yapmak imkânsız gibi görünürken bunları yapanları ve bu yapanların liderini saygıyla, özlemle anmamak zaten nasıl mümkün olabilir ki?

Bir konu daha var. Bu yapılan çok büyük işler, kendiliğinden olmuş değil. Dernekte bir kısmını ayrıntıları ile anlattığım bu işlerin her birinin nedenleri var, tarihsel boyutları var, alt yapıları var. Yani, şu kaldırıldı deyip bilmeden, araştırmadan, sormadan, sorgulamadan ileri sürülen görüşler ve inanışlar boşunadır, beyhudedir. Çünkü, kimse akşam yatıp sabah kalkıp bu işleri yapmamıştır ve yapmayı da düşünmemiştir. Saydığım olayların her biri, devralınan enkazın dayattığı gerçeklerden kaçamamanın getirdiği zorunluluklardır.

Eğer bu dayatmaların getirdiği zorunluluklar nedeni ile bu yapılanları yapma becerisi, başarısı, akıllılığı gösterilmese idi bugün şikâyet ettiğimiz durumumuzu görmek bile mümkün olamazdı. Yani, şikâyet etme hakkını bile bulamazdık.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ruhu şâd olsun.

Bize bugünleri sağlayan o Millî Mücadele kahramanlarının hepsinin ruhu şâd olsun.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!