İlk kez 2011 Hannover Fuarında ortaya atılan Endüstri 4.0 ve buna bağlanan Ekonomi 4.0, Sağlık 4.0, Eğitim 4.0 kavramları kanımca, bilgi çağı, bilgi toplumu tanımlarını da somutlaştırıyor. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde tamamlanması beklenen Endüstri 4.0 Devrimi ve diğer 4.0 devrimlerinin gerçekleşmesini ve sürekliliğini sağlayacak olan, daha sonra dile getirilmiş olmasına karşın, Eğitim 4.0’dır.

Endüstri 4.0 devriminin tamamlanması ve devamı sürecinde faydalanılacak hedef kütle, yakın zamana kadar, bütün dünyada 2000 yılından sonra doğanların oluşturduğu Z kuşağı kabul ediliyordu. Son yıllarda buna 2008 yılından sonra doğanları kapsayan alfa kuşağı da ilave edilmiş bulunuyor. Bunun anlamı, yarının gelişmelerinin, bugün anaokulu, ilk ve orta öğretim çağında bulunan çocuklardan beklenmesidir. Bu olay, yani belirli kuşakların geleceğin inşasından sorumlu olmaları, her dönemde geçerli olmakla birlikte, sözü edilen devrimlerin gerçekleşmesiyle ortaya çıkacak yaşamın bugünden çok farklı olacağı gerçeği, Z ve Alfa kuşakları üzerinde dikkat ve titizlikle durulması gereğini ortaya çıkarıyor. Bu kuşakların eğitiminin geleceğin ihtiyaçlarına göre tasarlanıp uygulanması kaçınılmaz bir eylemdir. Proje tasarlayıp gerçekleştirme, bilgi ve iletişim teknolojilerine hakim olma, veri seçme ve analiz etme beceri ve yeteneklerine sahip bir nesil yetiştirme bu eğitimin temel unsurudur. Sözü edilen kuşağın ülkemizdeki acıklı durumu çeşitli ölçümlerde kendisini gösteriyor. OECD’nin PISA testleri kendi dilinde okuduğunu yeterince anlayamayan ve meramını anlatamayan bir nesil yetiştirdiğimizi gösteriyor. Avrupa Komisyonunun yaptırdığı, öğrencilerin dijitalleşme sürecine ne kadar hazır olduklarını ve ülkelerin eğitim sistemlerinin bilgisayar okuryazarlığına ve buradan çözüm üretmeye ne kadar önem verdiklerini tesbite yönelik “Uluslararası Bilgisayar ve Informasyon Okuryazarlığı Anketi” (International Computer and Information Literacy Survey-ICILS) neticeleri ülkemizin açık ara düşük puanlarla, son sıralarda bulunduğunu gösteriyor. Nihayet, Milli Eğitim Bakanlığının ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) Projesi kapsamında yapılan araştırmada, sekizinci sınıf öğrencilerinden her dört kişiden birinin dört işlem (toplama, çıkarma, çarpma, bölme) yapmada başarısız olduğu sonucunu ortaya koyuyor. Bütün bunlar, mevcut eğitim sistemimizin bizi Endüstri 4.0 devrimini başaracak kuşaklar yetiştirmeye yeterli olmaktan çok uzakta olduğu gerçeği ile karşı karşıya bırakmaktadır.18 Mayıs 2019’da Milli Eğitim Bakanı tarafından açıklanan yeni eğitim sistemi bir çok olumlu yenilik ve değişiklik içeriyor. Bu yeni sisteme uygun müfredat programının hazırlanarak bir an önce uygulamaya geçirilmesi bekleniyor. Mevcut sistemde konu ile ilgili ders programları özetle şöyledir:

İLK ÖĞRETİM:

İlkokul 1-2-3 ve dördüncü sınıflarda, “Bilişim Teknolojileri ve Yazılım” Orta Okul 5.ve 6. Sınıflarda: “Bilişim Teknolojileri ve Yazılım”. Orta Okul 7. ve 8. Sınıflarda: ”Teknoloji ve Tasarım”.

ORTA ÖĞRETİM:

9-10-11. ve 12. Sınıflar için Kur1 ve Kur2 ve haftada 2 saat olarak verilen seçmeli “Bilgisayar Bilimi” dersi var. Kur1, Kur2’nin ön şartı. Bu derslerin, yerine göre, maker, stem (science,technology, engineering, mathematics), robot ve teknoloji laboratuvar ve atölyeleri bulunuyor. Bu atölyelerin teçhizat durumları genelde çok kötü. Eksikler yanında, mevcut olanlar eski, arızalı ve güncel değil. Diğer yandan, bu derslerin eğitimini almış ve/veya kursuna katılmış öğretmen sayısı yeterli değil. Boşluğu doldurmak için görevlendirilen öğretmenlerle program içeriğinin pek azı derslerde işlenebiliyor. Okul öncesinde, konu ile ilgili, hemen hemen hiç bir etkinlik yok. Konunun önemi göz önünde tutularak MEB’nın öncülüğünde okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim çağındaki çocuklarımızı yarına hazırlayacak ve onun inşasında görev alacak şekilde yetişmelerini sağlayacak bir sistemin bir an önce uygulanmaya başlaması için bir kampanya başlatılması düşünülmelidir.

Bu kampanyada ilçe seviyesine kadar belediyeler ve kent konseyleri, MEB İl ve İlçe Müdürlükleri, kalkınma ajansları, gönüllü sivil toplum kuruluşları yer ve rol almalıdırlar.

Milli Eğitime bağışta bulunan hayırseverlerin, yukarda sözü edilen atölye ve laboratuvarların kurulması, eksiklerinin tamamlanması ve yenilenmesinde katkıda bulunmaları yönünde teşvik edilmeleri faydalı olacaktır.

SON SÖZ:’’ YARINI PLANLAMAK BU GÜNDEN GEÇER.’’