Yakılan türkülerin bir öyküsü vardır. Hem de acıklı türden. Duygusaldır böylesi türküler. Beğenilir , sevilir , bir de öyküsünü biliyorsanız , sizde daha derin izler bırakır.

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar türküsü, böyle acıklı bir türkü :

Çanakkale’nin bir köyünde, Zeynep adında kırmızı yazmalı , kara gözlü, tüm köy delikanlılarının aşık olduğu, 16 yaşında, çok güzel bir kız yaşarmış. Köyün kızları da çok kıskanırlarmış onu. Bir gün uzaktaki bir köyden gelen Ali , Zeynep’i görür görmez çarpılmış , aklı başından gitmiş. Zeynep ‘te beğenmiş bu yiğidi. Ali’nin ailesi gelmiş ve Ali’ye Zeynep’i istemişler. Kız tarafı da olumlu cevap vermiş ve güzel bir düğün yapmışlar.

Zeynep’in gelin gittiği Ali’nin köyü, çok uzakmış Zeynep’in köyüne. Onu , 7 yıl köyüne göndermemişler. Zeynep ‘te, ailesini , köyünü çok özlemiş. Gitmesine izin vermeyen kocası da, Zeynep’i hırpalar olmuş. Özlemler içindeki Zeynep , yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar türküsünü yapmış. Sonra da köyüne doğru dönüp, bu türküyü söyler olmuş.

Sağlığı bozulup , yatağa düşünce insafa gelmiş kocası ve Zeynep’in ailesine haber yollamış. Ailesi geldiğinde Zeynep çok ağır hasta. Onlara yaktığı bu türküyü söylemiş ve ruhunu teslim etmiş. Odadaki herkes ağlamış, Zeynep için üzülmüş. Zeynep’in türküsü şöyle:

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar,

Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler,

Annesinin bir tanesini hor görmesinler,

Uçan kuşlara selam olsun, ben annemi özledim,

Hem annemi , hem babamı , hem köyümü özledim.

Babamın bir atı olsa , binse de gelse,

Annemin yelkenlisi olsa, uçsa da gelse,

Kardeşlerim yolları bilse de gelse ,

Uçan kuşlara malum olsun , ben annemi özledim,

Hem annemi , hem babamı , hem köyümü özledim.

Bugünkü teknik imkanlar olsaydı Zeynep telefonla görüşürdü ailesiyle , giderirdi özlemini. Sonu da hazin olmazdı böyle.