Ankara Sanayi Odasının toplantısında Hazine ve Maliye Bakanın sanayicilere “yatırım ortamını” iyileştirecekleri vaadinde bulunmasının önemini vurgulamak istiyorum. Yirmi yıla yakın süredir iktidar olanların hala bu tür vaatlerde bulunması şaşırtıcı olmakla birlikte, yatırım ortamının yeterince iyi olmadığının kabul edilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Hayata geçirilmesi halinde ülkemizin ekonomisini olumlu yönde etkileyeceğinden, konuyu dikkate değer bulduğumu ifade ediyorum. Sayın Bakanın neler yaparak yatırım ortamını iyileştireceklerini anlatmamasına karşın, otuz iki yıllık bankacılık hayatı sanayicilerle geçen birisi olarak, bu konudaki fikirlerimi sizlerle paylaşma istiyorum.
Yerli ve yabancı yatırımcıların yatırım kararı alırken ilk baktıkları şeyin, ülke içerisindeki huzur ve güven ortamı, yanı sıra komşularla, özelikle Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İçeride huzur ve güven ortamının kalmadığı yerlere kimsenin yatırım yapmayacağı açıktır. Diğer taraftan, A.B.D ve Avrupa Birliği ile münasebetlerinde sorun yaşayan ülkelerin çeşitli ekonomik yaptırımlara maruz kalması, yatırımcıları tedirgin eden konuların başında gelmektedir. Komşularımız olan Suriye ve İran değinilen olumsuzluklara en tipik örneklerdir. Nitekim sözü edilen ülkelerde yerli ve yabancıların yatırımları durma noktasına gelmiştir.
Güzel olan ülkemizde iç huzurun yerinde olmasıdır. Son yıllarda iktidar ile muhalefet arasındaki kutuplaşma artsa da, birlikte yaşama ortamı bozulmuş değildir. Kişi ve grupların inanç, ibadet, gelenek, yaşam biçimi, mal ve can güvenliğinin teminatı olan laik, sosyal, hukuk devleti ilkesi korunduğu sürece değinilen ortam bozulmayacaktır. Ne var ki son yıllarda komşularımızla, özelde Avrupa Birliği ve A.B.D ile sorunlar yaşamamız “yatırım ortamını” giderek olumsuz etkilemeye başlamıştır. A.B.D. ve Avrupa Birliğinin işi yaptırım noktasına getirmesi, Katar ve Libya haricinde Arap ülkelerinin düşmanca tavır takınması, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir durumdur. Çok değil sekiz on yıl önce Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerine başlayan ülkemizin, yabancı yatırımlarının rekor kırdığı, çevresindeki ülkelere her açıdan örnek gösterildiği unutulmamalıdır.
Bu satırların yazarının amacı Türkiye’nin çıkarlarından ödün verilmesini savunmak asla değildir. Aksine “ödün verilerek barış sağlanamayacağına” inananlardan olduğumun altını çiziyorum. Ülke çıkarının doğru tanımlanması gerektiğine, içinde bulunulan imkan ve kabiliyetlerin iyi analiz edilmesine, hayali senaryoların değil gerçekçi projelerin uzun vadeli yararlar sağlayacağına vurgu yapmak istiyorum. Bu bakış açısıyla, diplomasi kullanılmak suretiyle dış ilişkilerimizin hızlı bir şekilde düzeltilmesi gerektiğini vurguluyorum. NATO zirvesinde ilişkilerin düzeltilmesine dönük çabaları destekliyorum. Son iki Başbakanımızın “düşmanlarımızı azaltıp, dostlarımızın sayısını çoğaltacağız” sözlerinin gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekliyorum.
Yatırım ortamının iyileştirilmesi için yapılası gereken diğer hususlara, takip eden yazımda değinmek üzere şimdilik hoşça kalın.
Saygılarımla,