Adana'nın kalbinde, bir zamanlar sanatın yankılandığı, alkışların göğe yükseldiği Mimar Sinan Kültür Parkı ve Açık Hava Tiyatrosu, bugün sessizliğe gömülmüş durumda.
Oysa bu mekân, sadece taş duvarlardan, sahneden ve oturum alanlarından ibaret değildi. Burası, yaz akşamlarında umutla dolan, gençlerin ilk sahne heyecanını yaşadığı, Adana’nın sanatla buluştuğu özel bir yerdi. Bugün ise çürümeye terk edilmiş, sahnesi sessiz, koltukları toz içinde, adeta unutulmuş bir geçmişin sembolü…
Yetkililere sormak gerekiyor.
Bu yapı neden kaderine terk edildi?
Ne zaman sahip çıkmayı düşüneceksiniz?
Yıkmayacaksanız, neden yapmıyorsunuz?
Yıkacaksanız, neden hâlâ orada çürümeye bırakıyorsunuz?
Sanat, şehirlerin ruhudur. Bir açık hava tiyatrosunu yaşatmak sadece sahne kurmak değildir; bir toplumun kültürel hafızasını ayakta tutmaktır. Ama görünen o ki, bu hafıza bizim için artık pek de kıymetli değil.
Yerel yönetimlere, kültür müdürlüklerine, belediyelere sesleniyorum:
Ya bu yapıya sahip çıkın, restore edin, sanatla yeniden buluşturun…
Ya da hiç olmazsa onurunuzu koruyun, "yapamayacağız" deyin ve yıkın.
Ama bu belirsizlikle, bu utançla daha fazla iz bırakmayın
Adanalı olmak, sadece kebabıyla, Portakal Çiçeği Karnavalıyla, Lezzet Festivali vs ile övünmek değildir. Bu toprakların tarihine, sanatına, mimarisine sahip de çıkmaktır.
Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve kültür sanat alanında çalışan herkesin bu tür yapılar için harekete geçmesi gerekiyor. Restore edilsin, kültür merkezi olsun, müze yapılsın, kütüphaneye dönüştürülsün. Meydan olsun vs Yeter ki yaşasın. Yeter ki geleceğe anlatacak bir hikâyesi olsun.
Çünkü geçmişine sahip çıkmayan toplumların geleceği de belirsizdir.