Ukrayna-Rusya savaşına ve Putin’in liderlik anlayışına yaklaşımları incelediğimizde, gerek TV ler de ki uzmanlardan bir çoğunun, gerekse ulusal basındaki refiklerimizinde

Putin – Erdoğan modeli

Şimdi bir kez daha dünyanın gündemine damga vuran Putin'in ve yoldaşı Erdoğan'ın, uyguladıkları yöntemlere ve dış tepkilere aldırmadan, attıkları adımlara baktığımızda, şaşırtıcı benzerlikler dikkat çekiyor. Her iki liderin de, seçim sandığını kullanarak iktidara geldiği, ancak Batı'da uygulanan demokrasi modelinden giderek uzaklaşan bir yaklaşımı, farklı bir demokrasi anlayışını benimsediği görülüyor. Hatta her iki liderin benimsediği ‘Tek Adam' modelinin, Batı'nın benimsediği demokratik yönetişim (governance) modeline karşı bir alternatif olarak geliştirildiği de söylenebilir.

Rusya'nın ve Türkiye'nin koşulları kuşkusuz ki birbirinden çok farklı, ama her iki liderin de Batı'dakinden çok farklı bir güdümlü demokrasi modeline yönelmeleri , benzer nedenlere dayanıyor. Her iki liderin de, Batı'nın demokrasi modeline bütün vecibeleriyle sadık kalarak başarılı olma şanslarının fazla olmadığını hissettikleri noktada, Batı'dakinden farklı bir yönetişim modelini uygulamaya koyarak ‘Tek Adam' rolünü benimsediği ve iktidara tutunduğu görülüyor.

Putin ve Erdoğan'ın serüvenine baktığımızda, iktidarlarını konsolide etme sürecinde, Batı'nın küreselleşme açılımından yararlanarak ,ülke ekonomilerini geliştirme şansını elde eden her iki liderin, ekonomide kalıcı atılım için gerekli olan reformları gerçekleştiremeyince, seçmen desteğini korumak için, farklı bir modele yönelme gereğini duyduğunu görüyoruz. Halkın desteğini toplumsal refahı artırarak sağlamakta zorlanan Putin ve Erdoğan'ın, ülkelerinin geçmişte kalan parlak dönemlerini geri getirmeyi vadederek, halkın gözünde efsaneleşmeyi hedeflediği bir döneme geldik şimdi. Putin'in Ukrayna saldırısı da bunun bir sonucu.

Putin – Erdoğan modelinin ilk bakışta Batı'nın modeline bir alternatif oluşturduğu ve bu modeli uygulayan liderlerin kendi amaçlarına erişme konusunda başarılı göründüğü söylenebilir. Bütün yetkilerin güçlü ve otoriter lidere devredildiği ve muhalefetin baltalandığı modelin, başka ülkelerde ilgi çekmeye başladığı da bir gerçek. Örneğin köklü bir demokrasi deneyimi olan Hindistan'da bile, şimdiki başbakan Narendra Modi'nin, "ülkeyi disipline sokacak otoriter lider" profilini öne çıkartarak seçim kazandığını ve ülkenin tek hakimi haline geldiğini unutmamak gerekiyor.

Putin ve Erdoğan'ın uyguladığı model, Batı tipi demokrasinin vazgeçilmez unsurlarını, kuvvetler ayrılığı ilkesini, yargının bağımsızlığını, düşünce ve ifade özgürlüğünü hiçe sayabilen güçlü ve popüler bir liderin her konuda son sözü söylediği, gereğinde kuralları ve kurumları hiçe sayarak, ülkeyi fiilen tek başına yönettiği bir yönetim biçimini öngörüyor. Modelin başarısı ve sürekliliği için, güçlü ve karizmatik liderin olağan dışı nitelikleriyle anılır hale gelmesi, adeta efsaneleştirilmesi gerekiyor.

Bunun gerçekleşmesi için, güçlü liderin ülkesinin tek hakimi haline gelmekle kalmayıp, gereğinde dünyaya da kafa tutabilen bir tavır sergilemesi çok önemli. Putin'in 2014'de Kırım'ı ilhak etmesi ve bunun yanına kalması bunun çarpıcı bir örneğini oluşturdu. Putin bu hamlesiyle Sovyetler Birliği'nin mirasçısı olan Rusya'nın küresel oyunu etkileyecek bir güç olmaya devam ettiğini herkese hatırlatırken ülkesinde kahraman haline geldi. Bu sayede Rusya'da her istediğini yapabilecek gücü elde etti Putin. Kendisine muhalefet edenleri hapse attırarak ya da öldürterek ‘Tek Adam' rejimini yerleştirdi.

Yarın devam edeceğiz…